19 Nisan 2015 Pazar

Roma: Tatil & gaylife


Selam sevgili okur. Nasıl daha iyi bir “Roman” olunur sorusunun cevabını aramayacağımız ama “Roma’dayken Romalılar gibi yap”manın gayvari tarafını ucundan köşesinden tutmaya çalışacağımız yazıma hoş geldin.

Diğer benzer yazılarımda da belirttiğim gibi burası gay bir blog olduğu için tarihi-kültürel açıdan neler yapılabileceğine dair notlara diğer sitelerden ulaşabilirsin. Burada bir eşcinsel olarak yapabileceklerin üzerinde duracağız.

Roma, gaylife açısından belki de Avrupa’nın en verimsiz büyük şehirlerinden birisi. Bunda muhtemelen Vatikan’ın etkisi büyük. Misal diğer şehirlerde görmediğiniz biçimde Roma sokaklarında bolca din adamı-kadını görebilirsiniz. Amsterdam ya da Barcelona sokaklarında el ele, dudak dudağa dolaşmak sorun değilken burada sorun yaptıklarına dair bazı duyumlar almadım değil. Bu pencereden bakıldığında Türkiye ile benzer bir profile sahip. Ancak mekan sayısı vs açısından da elbette İstanbul’dan iyi durumda.

Gelelim notlarımıza:

  • Adamların dini bayramları gerek dini açıdan gerekse tatil olması nedeniyle önemli. Kalınacak yerler, fiyat pahalılığı vs nedeniyle onların bayramlarında orada olmazsanız sizin için daha iyi olacaktır.
  • Kalınacak yer açısından Colosseo civarını tercih etmeniz önerilir. Hem gaylife hem de şehir merkezi olarak kabul edilmesi nedeniyle buradan çok uzaklaşmamanız faydanıza.
  • Özellikle Termini civarında çantanıza-cüzdanınıza ekstra özen gösterin. Başıma gelmese de çokça uyarı ve olay duydum.
  • Saunalara giriş için, ilk girişte pasaportunuzla kayıt olmak, ekstradan 8 € ödemek ve size verilen kartı sonraki girişlerinizde göstermeniz gerekmekte. Bir nevi fişleme olayı işte.

 Pek mekan gezemedim ama gezdiklerimi yorumlamak gerekirse;

G I Am @ Planet Roma: Burası oldukça büyük bir mekan ancak sanırım daha iyi partileme mekanları var (Patroc’tan ya da Spartacus’ten kontrol edebilirsiniz). Öğrendiğime göre yalnızca cumartesi geceleri LGBT’lere hizmet veriyormuş. LGBT dedim çünkü gerçekten gayler, lezbiyenler ve translar bir arada eğleniyorlardı. İstanbul’da bu yapılabilir mi bilinmez ancak Roma’da birçok mekan bu şekildeymiş :)




Girişi 10-12 € ve içki dahil değil. İçeride biri karaoke ve biri de erkeklere kapalı olmak üzere 4-5 tane ayrı bölüm var ama merak edenler için söyleyeyim, dark room yok :) Farklı bölümlerde farklı tarzlarda müzikler duyabilirsiniz. İçki fiyatları açısından bir votka sanırım 10 € kadar vardı.

Web sitesi için buraya, haritası için buraya tıklayınız.

Apollion Sauna: Şeker Oğlan’ın öve öve bitiremediği mekan o kadar da güzel bir mekan değilmiş; öğrenmiş olduk. Girişi 15-20 €. Girişte size özel ve poşetinde terlik verdikleri için, taşımanıza gerek yok. Birçoğundaki gibi jakuzisi, saunası, kabinleri mevcut. Dip köşesinde sigara içme odası var. Temizliği ortalama üstü. Ama mekan çok özenilmiş bir yapıya sahip değil. Hergün 14:00-23:00 saatlerinde açık.

Web sitesi için buraya, haritası için buraya tıklayınız.



E.M.C. (Europa Multiclub) Sauna: Yukarıdakine göre daha temiz, daha büyük, daha kaliteli bir yer. Gelenler de daha cazip :). Jakuzisi sanki göller yöresi gibi 3 ayrı parçadan oluşuyor ve mağara gibi siz devam ettikçe köşelerde farklı ortamlarla karşılaşıyorsunuz. Burada da poşetiyle ayak numaranıza göre terlik veriliyor. Giriş katında kafe-barı, alt katındaysa sauna, jakuzi, buhar odası ve kabinleri var. Bar kısmında sigara içiliyor sanırım.

Hafta içi 13:00-24:00, cumadan Pazar gecesine non-stop açık. Fiyatı da yukarıdakiyle aynı.

Web sitesi için buraya, haritası için buraya tıklayınız.



Roma’da güzel gay kafelerin olduğunu duydum ancak koşuşturmaktan, Smart arabalarda gezmekten ve biraz sevişmekten görme imkanım olmadı. Görenleriniz yorum olarak eklerse sevinirim.

İyi eğlenceler.

22 Şubat 2015 Pazar

You Should Meet My Son (Oğlumla Bir Tanışsanız)

Bu aralar yapmam gerekenler oldukça fazla olduğu için yalnızca bazen film izleyebiliyorum ve buradaki postlar bir süredir filmlerden ibaret. Gidilecek şehirler, eğlenilecek clublar-barlar, okunacak kitaplar, sevişilecek adamlar ve hatta bulunacak bir eş var ama benim buna pek zamanım yok. Şimdilik film izlemeye devam ediyoruz.

Son birkaç posttur gördüğünüz üzere filmler genelde dramatik. Yine oturmuş, dramatik bir Yeşilçam filmi izleyecekken yan tarafta yer alan öneriye tıkladım ve You Should Meet My Son, Türkçe ismiyle Oğlumla Bir Tanışsanız’ı izledim.

Filmi özetlemek hadi hep beraber hayal kuralım:

Evlenebilmeniz için sizi sürekli kızlarla tanıştıran anneniz bir gün, bir şekilde gay olduğunuzu öğreniyor. Siz onun bu durumu bildiğinden bihaber, o sizin için gay çöpçatan sitelerinde geziniyor ve yetmiyor bir gaybara gidiyor. Arkadaşlar ediniyor ve size bir striptizci ayarlıyor.:)

Gerçekten güzel bir hayal oldu değil mi? :) Filmimizde bütün bunları yapan annemiz Mae rolünü Joanne McGee canlandırıyor ve bu hengamede ona teyzemiz Carol Goans (Rose rolünde) eşlik ediyor. Bu ikilinin abartılı konuşmaları ve yaşadıkları karşısındaki tepkileri gerçekten eğlenceli. Filmin senaristi ve yöneteni ise Keith Hartman.

Film bu kadar eğlenceliyken aralarda verilen mesajlar gerçekten naif. Annemizin ne olursa olsun tek isteği oğlunun mutlu olması ve bunun için gaybara gidip kendisine damat arayacak kadar cesur. Beraber yaşadığı kardeşi Rose’u da hikayeye kattığımızda evlere şenlik bir izlence çıkıyor. Filmin sonunda bir ara(içinde bulunduğum dönemden midir bilinmez) gözlerim doldu ama nihayetinde mutlu sonla bitirebildik hikayeyi.

Bu iki heyecanlı kadının horoz şeklindeki sürahilerini de mutlaka görmenizi tavsiye ederim. :) 



Sanatsal değeri tartışılabilir belki ama bu soğuk havalarda evde miskin miskin, can sıkıntısından patlayacak durumda olduğunuzda kurtarıcınız olacağını garanti ederim. Ya da 3-5 arkadaş evde keyifle izleyebilirsiniz.



İyi seyirler.

15 Şubat 2015 Pazar

Yeşilçam’ın “Öteki”leri (2): Dönersen Islık Çal



Bazılarının varlıklarını bilmeme ve bölük pörçük olsa da izlemiş olmama rağmen Yeşilçam serisini yazmaya çok yeni bir başlangıç yapmışken bir şey fark ettim. Yeşilçam, bildiğimiz ve gördüklerimizin ötesinde güzel filmler de yapmış. Ancak nedendir bilinmez, hiç vazgeçmemecesine magazin odaklı olmaya devam eden basınımız sanata hak ettiği özeni göstermekten çoğunlukla imtina etmiş, ediyor. Recep İvedik serisinin gişe rekorları kırdığı ve yıllar yılı tv dünyasının prime time kotarıcısı olduğu bir basından bahsediyorum işte. Neyse ki gelecek nesiller tv’nin sunduğundan çok daha fazlasına ulaşabilir durumda.

 “Dönersen Islık Çal” filmini izledikten sonra düşündüklerim arasında yer alan cümlelerdi yukarıda okuduklarınız. 1992 yılında, Orhan Oğuz yönetmenliğinde çekilen film bir trans ile bir cücenin dostluklarını konu edinmiş. Trans rolünde çoğunuzun tanıdığı Fikret Kuşkan varken, cüce rolünü de Mevlüt Demiryay canlandırmış. Filmin bir diğer dikkat çekici oyuncusu da fahişe rolüyle Derya Alabora’dır hiç kuşkusuz.

“İstanbul'un en görkemli mevkilerinden biridir Beyoğlu, İstiklal Caddesi... Ancak gece olup ışıklar sönmeye başladığında bin türlü pislik belirir bu karanlık sokaklarda... Toplumdan dışlanmış, ötekileştirilmiş insanların dramı işte böyle anlarda yoğunlaşır. İşte doğuştan kaybedenlerden biri de kirli bir barda barmenlik yapan bir 'cüce'dir. Cücenin yolu bir gün bir fahişelik yaparak geçinen bir travestiyle kesiştiğinde bu iki dışlanmış, iki istenmeyen insan arasında kadere ve hayata meydan okuyan bir dostluk başlar. Bu dostluk kendilerini öteleyen topluma karşı yapılmış bir başkaldırı niteliğindedir.” (BeyazPerde.com)

''Yürü lan gidiyoruz! Hep gece yürüyecek değiliz ya! Biraz da güneşe doğru yürüyelim!''

Her şeyden öte konusu ve karakterleri itibariyle şahane bir film Dönersen Islık Çal. Kara film niteliğinde. Eğer ki olaylar silsilesi ya da salt duygulara hitap eden bir “acı” hengamesi bekliyorsanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Ancak küçük küçük işlenmiş ayrıntılar üzerine kafa yorarsanız, filmin anlatmaya çalıştığı dramanın farkındalığına ulaşabilirsiniz. Ve işte o anlarda, ağlamak istiyorsanız, gönül rahatlığıyla ağlayabilirsiniz.

“Tanırım tabi! İnsan dostunu kokusundan, bakışından, sökülmesinden tanır. Hem sen dönersen ıslık çalarsın. İşte o zaman tanırım seni.”

“karanlık ve can acıtan, hüzünlü ve umutsuz; ama ruha dokunan film.
"ötekilerin", bir travesti ve cücenin; dışlandıklari, korktuklari, mutsuz olduklari için gece yaşayan, yaşayabilen iki insanın kısa süren hikayesi. belki bu yüzden tüm sahneler karanlıktı, belki bu yüzden tüm şehir bana bakacak diye içiyordu. top oynayarak boy uzatmak kadar uzak bir ihtimaldi zaten mutlu olmaları. tıpkı yitip gidenin, bir gün geri dönüp ıslık çalma ihtimali gibi.” (AyiSozluk.com)


İyi seyirler.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...