29 Ekim 2010 Cuma

AŞK!

Bazı şeyleri anlatması zordur… Herkes o şeyler için çeşitli yorumlarda bulunabilir ama hiç kimse tam anlamıyla herkesin hemfikir olabileceği, eksik olmayan ve “işte budur!” dedirten bir açıklama yapamaz. Bu kavramlardan bir tanesi ve en çok kafa yorulanı AŞK’tır ki adına milyonlarca hikaye yazılmış, şarkılar söylenmiş, filmler çekilmiştir.

Ama onlardan bir tanesi sadece ülkemizde değil dünya üzerinde bir çok kişiyi etkilemiştir. Başta önyargılarımı bir kenara bırakıp okumadıysam da sonrasında arkadaş tavsiyesini dikkate aldım ve bu kitabı okudum. Bize öyle bir tanımlamalar dizisi, öyle hikayeler anlatmış ki bu romanında Elif Şafak, o güne kadar okuduğum kitaplar arasında en iyi nitelikleri hak eden kitaplardan biri olarak listemin en üst sıralarındaki yerini almıştır.

AŞK’ın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk.
Ya tam ortasındasındır, merkezinde,
ya da dışındasındır, hasretinde…

Bu kitapta Mevlana, onun da ötesinde kendisinin yoldaşı Şems arasında geçen AŞK; bu aşkın zamanının Konya’sında yarattığı etkiler ve belki de yüz yıllar sonrasında etkilenen kişilerin hikayelerini kendi ağızlarından kurgulamış Elif Şafak. Dili günümüz Türkçesine göre biraz ağdalı gibi görünse de okuması keyifli, öyküsü dillere destan.

Şems’ten ve Mevlana’dan öğrenecek o kadar çok var ki… Burada kitabı özetlemenin manasını göremiyorum. Okumanızı tavsiye etmekle yetiniyorum. Şiddetle!

22 Ekim 2010 Cuma

Annemi Öldürdüm!

Kültür-sanattan, içerikten bahsetmişken oldukça yaygın ve farklı kesimlere kendi çapında hitap edebilen 7. sanat ile ilgili kendi seçimlerimizi paylaşmadan olmaz sanırım. Esasında burası kitap ya da sinema eleştirilerimi yapacağım bir blogtan ziyade adım adım ilerleyişimin bir kaydı olarak gözlerinizin önüne serecek bir günlük.

İzledim… Henüz yeni yetme bir Fransız’ın –ki kendisi Xavier Dolan olur- bir filmi hem yazıp, hem oynayıp hem de yöneterek ilginç bir öykü, durgun bir drama yaratmasını ve bir de üzerine birçok ödüle layık görülmesini. Kıskandım gibi ama övdüm şu an yaptığım gibi.

Filmin konusu hakkında ayrıntılı bir şeyler yazmak istemiyorum. Filmde genç bir çocuğun annesini öldürmesi üzerine bir öykü de aramanızı istemem. Ama kişilerin istekleri, zorunlulukları, kalıpları ve başkaldırışlarının ardında yatan sıcaklığı hissedebilmeniz için izlediğim bu filmi burada sizlere kısaca anlatmak istedim.


… Ve filmden kareler de burada

Ha! Unutmadan! "AŞK" aldığı övgüleri hak ediyor! Bitince öveceğim :)



Benzer konular

17 Ekim 2010 Pazar

yedek sevgili


Ben pek nazımdan anlamam, pek şiir dinlemem esasında. Ama eski sevgilinden gelen bir mesajla tekrar hüzne bulanan bir arkadaştan gelen öneriyle okudum aşağıda sizlerle paylaştığım şiiri… Kendimi buldum.

İki yıldır yaşadıklarımı özetlenmiş hissettim bir anda. Unutulmayan sevgilileri dinledim ben de içimdeki hisleri bastırmaya çalışarak, merhem olacağımı sanıp kendimi ifade ettiğimde yok oluşları fark ettim. Var olan sevgililerde bulunamayanların tamamlaması olduğumu keşfettim zamanla, acıdım kendime ve karşımdakine.

Zaten bu günlük bir haykırışın yazıya dökülmüş hali olacaktı, bir direnişin başında itibaren notlarını içerecekti ki adım adım ilerlemeye başladık.

Siz de okuyun diye buraya eklemekte sakınca görmedim. Yüreğine sağlık Cezmi Ersöz:


Yedek Sevgili

Kimi sevsem,
Onun hep uzakta bir sevdiği vardı,
Unutamadığı ilk aşkı ya da onu terk edip giden sevgilisi…

Kimi derinden sevsem,
O bir başkasını derinden hatırlardı.

Öylesine çok sevdim ki onları,
Başkalarına duydukları sevgileri anlatmalarını
Sessizce, içim acıyla kanayarak dinledim.

Beni yitirmekten hiç korkmadılar;
Çünkü onlara göre fazla iyiydim;
Bu yüzden ilk anda vazgeçilebilirdi benden.

Beni terk edenlerden tek bir dileğim olurdu.
“Ne olur, bir daha beni aramayın!”
Çünkü ben kolay unutamıyorum.
Çünkü ben size duyduğum o akıl dışı aşk yüzünden keder bahçemi dağıtıyorum. Çocukluğumun o güzel bahçesini

Böyle derdim onlara ama yine de ararlardı beni…
Soluksuz ve umutsuz kaldığı bir gecede mutlaka akıllarına ben gelirdim…

O, yedek sevgili!

15 Ekim 2010 Cuma

içerik de mühim!


Şimdi görsel anlamda bazı şeyleri yapmak pek de önem taşımamakta; içerik boş olduktan sonra. Her gün onlarcasını sağınızda ve solunuzda görmeniz mümkün.  Bu nedenle kültüre de sanata da el atmak gerekli değil mi? İnsan İstanbul’da olunca seçenek çok maalesef. Karmaşada hangisinden kendinizi en iyi şekilde tatmin edip ayrılabileceğinizi çok da kestiremiyorsunuz. Kitapevleri, konserler, tiyatrolar, sinemalar ve diğerleri… Özellikle İstanbul’da olanlar için istanbul.com adresi size bu konuda yol göstermek adına yardımcı olacaktır.

Başlangıçta sadece web sitesi öneriyor gibi görünsem de kendi adımlarımı atarken nerelerden nasıl faydalandığımın altını çizmek ve belki de kendi yolunu çizecekler adına bazı kaynaklardan habersiz bırakmamak hoş olsa gerek diye düşünüyorum.

Şimdi eskiden çok yaptığımız ama zamanla unutulmuş olan şeylerden birini yapmaya b gece başladığımı açıklamak istiyorum: Kitap okumak. Sonradan sonraya unutulup gitmiş bir etkinlik belki de benim için. Hem bambaşka dünyalara sizi kendi hayal gücünüzle taşıyor, hem de… Dilerseniz ilkokul çocuklarına sayılan kitap okumanın faydaları listesini burada yazmayayım, sıkıcı olur :) Kısaca kitap okumak iyidir.

İyi bir temel için adından çok söz ettiren ve bir o kadar da çok kişiden tavsiye edilen Elif Şafak’ın Aşk kitabı faydalı olacaktır. Bittiğinde burada söz edeceğim.


13 Ekim 2010 Çarşamba

sigara! can alıcı düşman!

Sigara can alıcı düşman! İnsanların herhalde kötülüklerini bu kadar çok bilmesine rağmen koynunda beslemeye başladığı en büyük yılanı. Öyle ki kendimi iğrenç hissetmeme ve bir çok deneme yöntemiyle çabalamama rağmen bu savaşı henüz kazanabilmiş değilim. Önce gelin neler yapmışım hep birlikte bir göz atalım:

  • İrademle bırakmayı denedim. Halbuki ilk başladığım zamanlar birçoğu gibi istediğimde bırakabileceğimi savunurdum. Öyle değilmiş sanırım ki istediğim birçok kereye rağmen ya birinden sigara isterken ya da bir yerlerden sigara almış ve çoktan sigarayı içmeye başladığımı fark etmiştim. Otomatik bir davranış gibi sanki. Buna dikkat etmek gerekiyor.
  • Nikotin bandı/sakızı/şekeri kullandım. Sakızından ve şekerinden bahsetmek bile istemiyorum tadı oldukça iğrençti. Bandı bir nebze daha iyi. Bir hafta kadar nikotin bandı kullanarak sigara içmediğimi biliyorum. Bazılarında işe yarıyor. Ben devamını getiremedim ve o günlerin ardından kendimi sigara içerken yakaladım. Yazık oldu!
  • Allen Carr yöntemi olarak adlandırılan bir video işe yaramıştı sanki. Sanki biri sizi oturtuyor ve bir saat boyunca her şeyi madde madde açıklıyor. Videoyu verdiğim bi kaç kişide işe yaradı. Ama ben yine yaklaşık 1 haftanın ardından bir bira eşliğinde bir sigara yakmış, ağzımın içini kül tablası gibi hissetsem de söndürmek yerine bir ikinciyle devam etmiştim.
  • Biorezonans olarak adlandırılan yöntemle bırakmaya yardımcı olan bir sigara bırakma merkezine para ödedim. Bedenime çeşitli metaller aracılığıyla dalga göndermelerinin ardından yaklaşık 1 ay boyunca arada tek tük sigara içmeye devam ettim. Kendimi en rahat hissettiğim dönemlerdi. Bir-iki gün sonrasında nefes aldığımı, daha dinç olduğumu fark ettim. Sonra önce puro, sonra yeniden sigara paketleriyle gezmeye başladım.
  • Ritmotrans diye bir yöntem keşfettim. Henüz tam anlamıyla denemedim ama bilmek isteyenler için buradan bilgi bulmaları ve isterlerse denemeye başlamaları mümkün.
  • Burada ise hayatınıza pek şey katabilecek bir duyarlılığın simgesi tarafından size uygun olabileceğini düşündüğüm tavsiyelere göz atabilirsiniz. Faydası olacaktır.
  • Ve son olarak aşağıda reklamını gördüğünüz ve benim de aradığım ama şebeke yoğunluğundan ulaşamadığım bir hattımız var şimdilerde. Sigara Bırakma Hattı 171... Deneyenler varsa yorumlarını bekleriz...


Bunlar ya da bunlara benzeyen birçok yöntem bulunmakta. Ama ben de kendi yöntemimle; hayatımı bir tırtıldan bir kelebeğe çevirmek isteğimin göz alıcı başlangıcı içinde bırakmaya karar vermiş bulunuyorum. Saatler gece 12’yi gösterdiğinde sigaradan bitkin biri olarak ama geleceği için attığı adımlarıyla konuşulacak biri olarak karşınıza çıkmaya devam edeceğim. Hem kendi sağlığım, görünüşüm, gülüşüm, cüzdanım ve harcalamalarımı düzenleyebileceğim, hem de kelebek için örmeye başladığım koza için büyük bir ilerleme kaydetmiş olacağım. Bırakırsam bu blogta tekrar sigara hakkında bir yazı göremeyeceksiniz. Bırakamazsam bu yazılar bu şekilde devam edip gidecek. Bana şans dileyin ve aşağıdaki linkten ilgili videoya bir göz atın.

10 Ekim 2010 Pazar

yeni bir ben olmak için ne yapmalıyız?



Bugün kendimi oldukça yorgun hissediyorum. Bütün o “pislik”lerimden kurtulabilmek için son bir “altın vuruş” yapmak istiyorum.  Bedenin o hayvani ihtiyaçlarının susamışlığına yüksek dozda su içirip tiksindirmek istiyorum. Aranıyorum.

Yorgunum esasında. Bütün gün çalışmışlığın verdiği bedensel yorgunluk nedir ki? Bu blogun ortaya çıkmasına vesile olan ruhani yorgunluk da oldukça fazla. Öyle ki bu halde buraya duygularımı yazmayı ihmal etmiyorum.

Huylu huyundan vazgeçer mi bilinmez (hep birlikte görüp test edeceğiz), bu son noktada ya da büyük başlangıçta beni hep düşündüğüm şeylere yönelik adım atmamı sağlayan bir yazıyı sizinle paylaşmak istedim burada… Eskiden “hayatı ertelemem” ben diyen tırtıl, fark etti ki hayatında birçok şeyi ertelemeyi alışanlık haline getirmiş.

Gelin, Psikolojik Danışman Serhat YABANCI’nın yazısına siz de bir göz atın, beni anlamak isterseniz değişim için dürten bu cümleleri siz de okuyun.



Ben de altın vuruş için denemelerime devam edeyim. 

8 Ekim 2010 Cuma

başlangıç


Bir varmış bir yokmuş gibi davranarak hayatı masalsı bir gerçekliğe taşıyabilmek ve küllerinden yeniden doğmak için oluşturulmuş bir blogtasınız! Burada bulacaklarınız yaptığım incelemeler ve uygulamaların yanı sıra geçmiş yaşam deneyimlerinden de faydalanarak kendini sönük ve mutsuz hisseden bendenizin mutlu olabilmek için seçtiği yöntemlerden ibarettir. Bunların tamamından sonra seçilen yolların kendi üzerimdeki deneylerinden çıkarılan sonuçları da örnek vakalar olarak değerlendirebilirsiniz.

Özetlemek gerekirse bir tırtılın aynada baktığı mutsuz yüz ifadesinden yola çıkarak kendi kozasında kelebeğe dönüşürken aldığı notları okumak isterseniz...


Başlamadan önce tırtıl hakkında kısa bir ansiklopedik bilgi almak isterseniz buradan Vikipedi'ye bağlanıp ilgili kısa açıklamaları okuyabilirsiniz...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...