19 Kasım 2010 Cuma

kek yaptım

Denenmiş çikolata damlalı kek tarifi :)

Aslında küçük şeylerden mutlu olabilme nutukları hakkında çok şey okumuş, izlemiş ya da duymuş olabilirsiniz. Ben bu nutukları burada sıralamak istemiyorum. Ama aşağıdaki duyuruyu yaptıktan sonra bir de iyi haber vermek istedim: Evet! Kendimi iyi hissetmemi sağlayan, yaparken de yerken de iltifat alırken de güzel hissettiğim bir gelişmeden bahsetmek isterim; KEK YAPTIM!

Küçük bir internet aramasından sonra çikolata damlalı kek yapmanın keyifli ve lezzetli olacağı, ama bunu yaparken gerçekten mutlu olacağım fikri neden daha önce aklıma gelmemişti şaşırdım. Hemen malzemeleri sıralıyorum:

  • 3 yumurta
  • 1 su bardağı şeker
  • 3 su bardağı un
  • 1 su bardağı süt
  • 1 su bardağı sıvıyağ
  • 1 su bardağı damla çikolata
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya

Her şeyden önce malzeme listenizin elinizin altında olup olmadığını kontrol edin bence. Son anda dolapta köşede kalmış kabartma tozunu bulamamış olsaydım acaba ben markette aranırken geçen zaman içinde beklediğim sonucu verir miydi bilinmez.

Tepsi ya da kalıbınızı yağlayın ama sonradan kekin o kaptan kolayca ayrılabilmesi için hafifi un serpin yağın üzerine. Sonra elinize leğeninizi alın ve yumurtaları kırıp şekeri atın. Mikser ya da çırpma aracınızla (hiç olmadı iki çatalı karşılıklı olacak şekilde tutun ve çırpmaya başlayın) yumurtanın rengi beyaza dönünceye kadar çırpın.

Tavsiye: Yüksek sesli elektro house müzikle birlikte yaparsanız çok daha keyifli olacaktır. Hem söylemek, hem dans etmek, hem ritim tutmak ve ritim sayesinde çırpma işini bir düzene kavuşturmak güzel oluyor :)

Önce sütü, yağı ve vanilyayı ekleyip biraz karıştırın. Sonra un ve kabartma tozunu ekleyip karıştırmaya devam edin. Fırını açmayı unutmayın, keki fırına vermeden fırının ısınmış olması önemli. Sonra çikolata damlalarını ekleyip karıştırın ve tepsinize / kalıbınıza dökün ve fırına verin.

Bundan sonrası daha da zor çünkü yakmamak ve çiğ olmaması lazım. İlk 10 dakika içinde kabarmazsa endişe etmeyin kabaracaktır. Başka bir önemli nokta ilk 15 dakika fırının kapağını açmayın. 180 derece fırın bence ideal. Pişirme süresi bence yaklaşık yarım saat. Piştiğinden emin olmak için bir kürdanı (yoksa çatal ya da tırtıklı bir bıçak olabilir / 3 kişiyle konuştum) kekin orta taraflarında en kabarık yerine batırıp çıkarın. Eğer ucunca hamur parçası yoksa / yapışmamışsa pişmiş demektir. Çıkarın, soğutun, yiyin :)

Afiyetle… (Kek tariflerim devam edecek)

DİKKAT! DİKKAT!


Evet, bugün çok önemli bir konuya değinme zamanı geldi. Sizlere itiraflarım da olacak. İşimde yaptığım çok küçük bir aptallıktan kaynaklı olarak kafaya dank etme düşüncelerini bizzat yaşadım. “Hayatı ertelemiyoruz” diye bu blogdaki paylaşımlarımızda çıktığımız yolda fark ettim ki yaptığım küçük şeyler dışında sadece yazmak. “Hayır” diyebilmenin önemini kavrayabilmiş değilim; daha da önemlisi dikkatimi toplayabilmiş değilim. Yani sil baştan yazdıklarımızı karalıyoruz ve en başa dönüyoruz. Ancak bu kez öncekinden farklı madem evrimleşme konusunda sıkıntılarımız var, kendi bünyemde devrim yapmaya karar veriyorum:

- Sigara içilmeyecek.
- Fal bakılmayacak.
- Borçlar tüketilinceye kadar lüks tüketime son verilecek.
- Yeni insanlarla seksuel ya da diğer ilişki arayışları çevresinde tanışılmayacak.
-  Bir an evvel çalışma planı oluşturulacak ve çalışılacak.

Anlık yapılabilecek işler dışındaki ödevlerim konusunda kendime 3 gün süre tanıyorum.

Geçen zaman diliminde dikkatsizliğimle ilgili olarak burada yazılarımı okuyan az ya da çok herkesten özür diliyorum.

22 Kasım Pazartesi görüşmek üzere…

14 Kasım 2010 Pazar

akıl mı, yürek mi?


Aklımın ve yüreğimin kişiliğimi paramparça eden, benliğimi bir puzzle’a çeviren savaşları devam ediyor ve aralarında şizofrenik diyalog sürüüüppp gidiyor:

- Gene neden geldik ki buraya?
- Hala ümidimiz var çünkü.
- Hala çırpınacak mıyız yani?
- Ne kaybediyoruz?
- Zamanımızı kaybediyoruz, enerjimizi, hayatımızı.
- Ama güzel şeyler bekliyoruz.
- Tutturmuşsunuz bir “aşk” diye, insanlarla tanışıyorsun olmuyor. Yatıyorsun, kalkıyorsun olmuyor. Umursuyorsun olmuyor, umursamıyorsun olmuyor.
- Güzel zamanlar da geçirdik ama.
- Evet, bir o kadar güzel ve bir o kadar kötü zamanlardı bahsettiğin.
- Geleceğimize geçmişimizi yükleyemeyiz ki. Önceki hataları önceki kişiler yaptı, gelecektekiler değil.
- Görünen köy kılavuz istemiyor maalesef.
- Ama biz sabredeceğiz, bir kişi gelecek ve bu eli tutacak.
- Kıskanacak, kavga edecek, üzecek.
- Bunu bilemeyiz.
- Ben sana bildiklerimi anlatayım mı?
- Dinliyorum.
- Sigara içmeyelim diyorum. İçiyorsunuz. Kaybediyoruz. Bize lazım olan parayı bir gecede çarçur etmeyelim diyorum. Harcıyoruz. Aşk meşk palavra, hayatımıza bakalım, önümüzü görelim diyorum. Yok. En azından tanıştığımız insanlar hakkındaki soru işaretleri için “hani heyecan?” diye soruyorum. “Şans vermeliyiz kendimize” diyorsunuz, sus pus geri dönüyoruz.
- Ama?
- Ama ne? Eskiden böyle değildik. Kıpır kıpır heyecanlıydık. Başarılıydık. Senin bu anlamsız taleplerin yüzünden ileriye doğru attığımız her adım yarım kaldı, hatta bırakalım ilerlemeyi, adım atmayı, geriye doğru sürüklendik.
- :((((!
- Evet, şimdi ne olacak? Ben biraz sesimi yükseltince…
- Ama biri olacak!
- Devam et sen, devam et kendine hoyrat davranmayı, bilinmezlere doğru koşmayı… Devam et, aldığın dersler yetmemiş, daha sağlam tokatlar lazım sana, daha sert çarpmalısın ki duvara… Bir başına kalkabilecek misin bakalım o yüklerden.
- O zaman senin yardımın olacaktır.
- Şımarık!
- Köhne!
- Zavallı!
- Kendini beğenmiş!
- …
- …

11 Kasım 2010 Perşembe

Eşcinsellik bir moda mı?

Bu sorunun yanıtı için bu yazıya tıkladığına inanamadığımı belirtmek isterim. Bu sorunun kısa ve öz bir yanıtı bulunmakta “Tabi ki HAYIR!” Peki ne ola ki bu eşcinsellik son zamanlarda her yerde onları görür olduk?  Hemen işin ayrıntılarına girmeden şunu söylemem gerekirse eşcinsellik ne bir hastalıktır, ne bir sapkınlık ne de bir tercihtir. Tercih kısmının özellikle altını çizmek isterim çünkü bu bir tercih değil, sadece cinsel bir yönelimdir. Belki bu cinselliği yaşayıp yaşamamak bir tercih olarak nitelendirilse bile bu durumun varlığı kesinlikte tercih olarak yorumlanmamalıdır.

Cinsel yönelimleri kısaca burada özetlemek isterim:

Heteroseksüellik, hepimizin bildiği ve onayladığı kadın-erkek; yani karşı cinslerin birlikte olmasıdır. Resmidir, dayanağı çoktur, işin temelinde sevgi olmasa da diğer toplumsal nedenlerden birliktelikler devam ettirilebilir. Kolaydır.

Homoseksüellik, çoğunuzun dışladığı ve ikiyüzlü davrandığı biçimde erkek-erkek(gay) / kadın-kadın (lezbiyen) ilişkisi; yani eş/aynı cinslerin birlikteliğinden ibarettir. Ne resmi ne de toplumsal onayın peşinde değildir. Kendi dünyası vardır ve sevgisini de nefretini de bu iç dünyasında paylaşır. Sizin ruhunuz duymaz. Aktiflik pasiflik kavramlarını içerir kendi içsel dünyasında. Ama ayrıntıya gerek yok. Çünkü nasıl ki homoseksüeller diğerlerinin yatak odaları ya da cinsel hayatlarıyla pek ilgilenmiyor, daha da ötesinde onların cinsel hayatlarına dar bir baskı yapmıyorsa; diğerlerinin de yapması gereken budur. ÇÜNKÜ KİMSENİN SEKS HAYATI KİMSEYİ İLGİLENDİRMEZ ve bunun dışında eşcinseller de senin-benim gibi “normal”dir. Bu arada eşcinsel olduğumu düşünmeniz doğru, ancak burada söylediğim cümleleri sarf etmeme neden olacak şeyleri eşcinsel oluşuma bağlayabiliyorsanız, yazıyı tekrar okumanızı tavsiye ederim. Bakın nasıl da torpilli oldu bu bölüm.

Biseksüellik bir insanın hem kendi cinsinden hem de karşı cinsten olanlardan hoşlanması, birlikte olmasıdır. Bunların korunakları sağlamdır, bukalemun gibi rahatça kendilerini saklayabilirler.

Aseksüellik ise kişinin cinsel manada hiçbir şeyle/hiç kimseyle ilgilenmemesidir. Hayatlarında seks tiksindirici bir şey olarak yer alır ve tercih edilmez.

Travestilik kişinin kendi bedenini karşı cinsin bedenine benzetmesidir. Birçoğunuzun neden olduğu haliyle onları yol kenarlarında fuhuş pazarlığında bulabilirsiniz. Yalnız unutmayın, burada erkeklerin kadın kılığına girmesi kadar, kadınların da erkek gibi giyinmesi, davranması vs de kastedilir.

Ve son olarak transeksüellik de ameliyat ile cinsiyet değişimini içerir. Erkek olan beden artık kadın olmuştur, kadın olan beden ise erkek. Bülent Ersoy gibi.


Bülent Ersoy demişken, TV’de / sahnede alkışlayıp sokakta hor gördüklerinize yönelik ayrımcı davranışlarınızı, hakkınız olmamasına rağmen insanların cinsel yaşantılarına dair kendi basma kalıp fikirlerinizi ve anlamsız müdahalelerinizi ne zaman bırakacağınızı çok merak ediyoruz. Bırakın da herkes ne yapmak istiyorsa yapsın. Sapkınlıktan bahsedecekseniz oturun gazetelerinizin 3. sayfalarına bir bakın. Sizin gibi düşünen tecavüzcülerin haberlerini okudukça bunun insanoğlunun tümünün yaşattığı bir yanlıştan ibaret olduğunu göreceksiniz. Cinsel yönelimi ne olursa olsun, tümünün…

10 Kasım 2010 Çarşamba

Çalışıyorum, o halde varım!


Bence, insanın mutlu olabilmesi için hayatındaki bazı ana başlıklarda problem yaşamaması gerekir: Aile, iş, para, aşk, seks, arkadaşlık… Temel konular olarak bunları sıralayabilirim sizlere. Şimdi diğer bazı konularda çeşitli adımlar atmıştık. Gelelim başarımızın sırrına.

Birçok kurumsal firmada (benim çalıştığımda olduğu gibi) yükselme performansın yanı sıra yazılı sınavlara da tabi olabilmekte. Tabi rastlantılar üzerine kafadan atmalarla bu sınavlar da kazanılamamakta maalesef :) Yapılması gerekenlere kabaca bir göz attığımızda;

Hedefimizi belirlemeliyiz bence. Hem de birçok başarı ve kariyer kitaplarında-yazılarında gördüğümüz gibi koca koca hedefler belirlemeliyiz ki gideceğimiz yere varabilelim. Benim için hedef önümüzdeki süreç yapılacak yükselme sınavını derece yaparak kazanmak olacak. Bu noktada ihtisasımın şu an çalıştığım iş ile bir bağlantısının olmadığını da eklemem doğru olacaktır.

Hedef belirleyip oturmak elbette tek başına bir anlam taşıyamamakta. Hemen destek kuvvet olarak deli gibi çalışmak gerektiğine dair büyük harflerle bir yardımcı yetiştirmek gerekiyor. ÇALIŞMAK da peki nasıl? Oturun o sınavda sizi hedefinize varabilmeniz için neler yapmanız gerektiğini karalamalarını çıkarın ve dolabınıza bir plan koyun. Ana başlıklar, alt başlıkları olsun. İsterseniz etrafına uğur böcekleri, nazar boncukları da çizebilirsiniz :) Ben henüz planımı oluşturmadım ama bu yazıdan sonra bol boncuklu bir plan yapacağıma dair yemin edebilirim. Tabi bu planda deli gibi çalışmanın yanı sıra kendinize de zaman ayırmak için bazı teneffüs zamanları koyun. Koyun ki etrafınıza şaşkın ördek yavrusu edasında bakışlarınızı savurmak zorunda kalmayın. Günlük, haftalık, aylık ya da kendinize uygun ilgi alanlarınızla ilgili çeşitli teneffüsler bu büyük “göç”te can damarlarımız olsun :)

Sonrası kolay :) İşte hedefiniz elinizde… Belki şimdiye kadar ertelediğimiz başka şeyler varsa, onlar için de kendimize çeşitli hedefler koyabiliriz…

Benim kişisel olarak bahsettiğim sınavımla ilgili süreç kısa vadeli bir süreç değil esasında. Ama zaman zaman karşılaştığım sıkıntılar, bulursam çözümleri ve zamanı geldiğinde elde ettiğim sonuç hakkında burada yazılarım olacak. Utanmaktan korkmuyorum, elimde gelenin en iyisinden bile iyisini yapabileceğimi düşlüyorum. Bu da Secret’ın “sırrı” olarak bu yazımızın ana teması olsun ve bu yazı da burada son bulsun :)

“Kestik!”

Le fabuleux destin d'Amélie Poulain / Amelie


Şimdi biraz duralım ve düşünelim. Hemen herkesin duyduğu türden “pozitif yaşam”la ilgili sözleri buralarda anlamın pek de lüzumu yok.

Ama bu filmi anlatırken o sözlerin faydalarını alıp bu filmin yorumuna yapıştırmak yeterli olacaktır belki de.

Öyle küçük ayrıntılara dokunmuş ki Jean-Pierre Jeunet, aslında görmezden gelinen bu minik noktaları sihirli ellerimizle şekillendirdiğimizde ortaya kocaman bir mutluluk doğacağına emin olabilirsiniz. Hem aynı zamanda Yann Tiersen’in müzikleriyle çimenlerin üzerinde yalın ayak koştuğunuzu hissedebilirsiniz. Audrey Tautou’nun gülümseyen yüzüyle kendinizi şömine başındaki sıcak şarabınızı yudumlarken hissedebilirsiniz. En önemlisi Amelie’nin renkli hayalleri hayata dönüştürmekteki ustalığına hayran kalabilirsiniz.

Bir de bu saydıklarımı düşünün lütfen, filmi izleyin, hepsinin oluşturduğu mükemmeliyeti yaşamayı deneyin.

İyi seyirler…

6 Kasım 2010 Cumartesi

boğaziçi'nde

Bu kez güzel bir şarkı dinledim, dinlediğimi size ulaştırmak istedim.


kenan dogulu - bogazici | izlesene.com

Şarkının sözleri için buraya tıklamalısın...

4 Kasım 2010 Perşembe

üç maymun


Gök gürültüleri ve bir cinayetle ilgili diyalogla başlayan film, yine gök gürültüsü ve benzer bir cinayet diyalogu ile sona eriyor!

Filmin konusu aslında bundan ibaret gibi görünse de düşünmek ya da anlam yüklemek üzerine tartışmalara açık: ...“masum değiliz hiçbirimiz” kıvamında ilerleyen olgular, toplumun temel yapı taşı olarak kabul edilen aile içindeki “hataların” ve bu hatalara karşı suskunlukların nelere yol açabileceği ve doğan sonuçların aile içinde yine benzer yöntemlerle nasıl çözümleneceğini göstergesi niteliğinde.

Olaydan çok durumların sergilendiği bu filmde, sergileme yapılırken kamera yerine fotoğraf makinesi kullanılmış gibi. İnsanlar, hayvanlar, araç ya da ağacın dallarını sallayan rüzgar veya deniz dalgaları olmasa bir fotoğraf albümü açmışsınız ve bunun üzerinden filmi izliyormuş hissi yaratabilir aslında. Bu kareler oldukça hoş! Işık ve şehrin-doğanın seslerinin oldukça yalın kullanılması ise “kalabalık içinde saatin tik-taklarını duyabilme”miz kadar anlam taşıyor sanırım.

Ayrıca dipnot olarak tarihe not düşülmesi ve bir sahnede TV üzerinden seçim sonuçlarının yansıtılması da başarılı bir şekilde yakalanmış.

Kısaca, bir haberde “Dostoyevski romanı gibi” konumlandırılmasını fazlasıyla hak etmiş ve ödüllerin hakkını vermiş bir film.

Hızlı olayların ilerleyişini sevenlere tavsiye edilmez.

Birçok yoruma maruz kalan filmlerle ilgili yukarıdakilerin hepsi de benim nacizane görüşlerim!

2 Kasım 2010 Salı

fala inanma, falsız yaşa!



Az önce bir arkadaşım tarot, bir arkadaşım kahve, kendi kendime de iskambil falı üzerinden kendim, hayatımdakiler ve geleceğim üzerine çeşitli yorumlar dinledim. Dinledikçe düşündüm. Günlük-haftalık-aylık yorumların ötesinde birçok şekilde kendi hayatımızı dinlemek istiyoruz. Farkında değilmişiz gibi.

Kartların karmasından, gezegenlerin hareketlerinden, kahve fincanındaki lekeden geçmişimize dair genel geçer cümleyi gördüğümüzde geleceğe yönelik sarf edilen cümleler planlar halini almaya başlıyor. Kararlarımız değişiyor, bilinmeyen düşmanlarımıza karşı temkinli yaklaşıyor, gelecek aşkımıza ya da kısmetimize gün sayıyoruz... Üç vakte kadar.

Şeytani bir hava sezdi bu akşam tarot kartları üzerimde, dünyevi şeyleri bırak dedi; ruhaniliğin tükenmiş. Kim tüketmiş söylemedi! Beni cehennemin dibine gönderdi. Kartlar kararsız kaldı, son anda o kişiden vazgeçti. Sonra telve bana bir bataklık verdi, teselliyi esirgemedi ve bir dala tutunacağımı söyledi.

Düşününce belki de bildiklerim bundan ibaretti. Geleceğimi kendim şekillendirmeliyim diye bir hissin ardından tırtıl kararını aldı: Fala inanma, falsız yaşa!

Tarihe not düşüldü… Bugünden itibaren fal bakmaya paydos!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...