5 Aralık 2010 Pazar

Hangi adamı tercih edersiniz?

Etkili başlık atmanın ne kadar da başarılı olacağını bu yazıyı okuduğunuzda anlayacağım. Ama merak etmeyin, okuduğunuzu anlama soruları sormayacağım :)

İzlediğim filmler listesine bu hafta yeni birkaç filmin adını da ekledim. Ağırlıklı kült filmleri izledikçe bu zamana kadar neden bu manidar seyirlikleri kaçırdığımı ve yerine daha başka anlamsız nelerle uğraştığımı sorgulamadan da edemedim. İşte bu yazının konusunu oluşturan ve izlediğim filmlerle ilgili aşağıda yer alan yorumlarımı okudukça başlığımdaki sorunun nedenini de hep birlikte çözmüş olacağız.

Yönetmen koltuğunda hepimizin kafasını karıştıran filmleriyle ünlü ve birçok listede belki de birkaç filmi ile varlığını gösteren David Lynch'in yaptığı; Anthony Hopkins (Freddie) ve
John Hurt (Fil Adam) dillere destan oyunculuklarıyla 1980 yapımı The Elephant Man (Fil Adam) ilk filmimiz.

Her daim izlediğiniz ya da izlemek zorunda bırakıldığınız ve içinde aşk barındıran filmlerin ötesinde bir film. Tümörden kaynaklı oluşan ve vücutta aşırı deformasyona neden olan hastalığa yakalanmış bir “insan”ın (filmde insan olduğunu unutan çok kişi var olduğu için tırnak içinde) yaşadıkları, bir merak ve bilimsel kaynak oluşturabilmek için bu insana insanlığını yaşama şansı veren bir doktorun hikayesini anlatıyor film size. Anlatırken şükretmenin ne olduğu, iyi ile kötü arasındaki benzerliklerin onları aynı kefede taşınıp taşınmamasına dair sorgulamaları ve sizin gerçek hayatta çevrenizde fiziksel anlamdaki bazı engellerinden kaynaklı “ötekileştirilmiş” insanlara olan yaklaşımınızla ilgili durumunuzu birer soru işareti olarak kafanıza yerleştiriyor.

İlginç olan şudur ki ikinci filmimizde de aşk teması pek yok: 1988 yapımı, Barry Levinson’ın yönetmenliğinde bildiğimiz iki ünlü oyuncu Tom Cruise ve Dustin Hoffman başrolleriyle Rain Man (Yağmur Adam) karşımızda.

Pek de ilgili olmadığı babasının vefatı ve bıraktığı miras nedeniyle –ki kendisinin paraya ihtiyacı vardır ve parayı kovalamaktadır- otistik bir abisinin olduğunu öğrenen heyecanlı kardeşimizin öyküsü. Yukarıdakine benzeyen bir süreç belki de ancak burada fiziksel özürden öte zihinsel bir engel durumu söz konusu, tabi ona da nasıl bir engel denilebilirse. Otizm hastalığı nedeniyle oldukça basit kavramları anlamayan ama bir normal bir insanın ötesinde zekaya sahip bu büyük kardeş, takıntılı ve çok düzenli haliyle sinirleri gerse de endişe yaratsa da kardeş olma duygularına engel olamayacak ve “rain man”in gerçek kimliğini sizlere anlatacaktır.

Burada eklemeliyim ki Dustin Hoffman’ın oyunculuğunu övecek sözler bulmakta zorluk çekiyorum. Onları anlamak, anlamaktan öte izleyicilere aktarabilmek kolay olmayan ve ayakta alkışlanılası bir oyunculuğu simgelemektedir bence.

Ve bu yazının son filmi olarak 2008 yılında Melis Birkan ve Cemal Hünal'ın başrollerde yer aldığı ve Çağan Irmak’ın gururla sunduğu yerli bir yapım olan Issız Adam’ı sizlerle paylaşıyorum. Soundtrack albümüyle bizi eskilere götüren, Çağan Irmak’ın görsel zevkimizi doruklara ulaştırdığı ancak muhteşem denilemeyecek ama melankoli yaratabilecek sevideki aşk filmimiz. Tematik olarak çok fazla etkileyici gelmese de son sahnelerindeki monologların bir diyaloga çevrilmesi ve sonrasında bir çok izleyiciyi şoka sokup gözyaşları içinde kalmasına neden olan bu filmin bende özel bir anısı vardır. :) Ama gene de yukarıdakileri saydıktan sonra bu “adam” bana çok da anlamlı gelmemektedir.

Şimdi asıl sorumuza dönelim: Bu saydıklarımdan sonra peki siz hangi adamı tercih edersiniz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...