1 Ekim 2011 Cumartesi

Ben şimdi susuyorum…


İşe gitmeden geçen bir gün… Tek kişilik yatağında tek başına kalmış, battaniyesine dolanmış soğuktan korunmaya çalışan, bunu bile beceremeyip hastalığını günlerdir atlatamayan bir insan olarak huzurlarınızdayım… Bir arkadaşın söylediğini düşünüyorum bu soğuk duvarlar ardında: “Çok keyifli ve eğlenceli görünen insanların en yalnız ve kendi içlerinde büyük acılar barındıran insanlar oldukları söylenir.”

Öyle miydi gerçekten? Bilmiyorum. Karanlık odanın içinde acılı ya da enfes tatlı ruhumla birlikte bedenimi doğrultuyorum. Kendime bakıyorum bir ton etiket yapıştırılmış bedenimden utanıyorum.

Oğul… İki cahil kişinin köyde yetiştirdiği, o köyden kaçmakla benliğini bulacağını zanneden ama o günden bugüne hala kendini bulamamış bir oğul… Biraz daha büyüdüğünde sevişme sahnelerini izlerken gözünü erkekten alamamış ama bundan utanmış dört dağın arasındaki sonradan kasaba olma köyün örnek gösterilen “okumuş” evladı. İlkokuldu, liseydi, üniversiteydi, askerlikti derken adından övgüyle bahsedilen, iyi-kötü iş bulmuş, şehirde yaşayan ama hala evlenmeyen kocaman bir soru işaretini yaşatan çocuk. Ne zaman evleneceksin?

Bu soruya içimden “erkek erkeğe evlilik henüz yasal değil!” diye haykırmayı geçirsem de bazen sessiz kalmayı, bazen “kısmet” diye geçiştirmeyi ve bazen de ters yanıtlar vermeyi kafi buluyorum. Ve karşınızda sizi oğlunuz olarak durmaktan, yalan söylemekten ve kendimi içime hapsetmekten nefret ediyorum.

“Oğul” etiketimi üzerimden söküp atıyorum.

Arkadaş… Bu konuda ne kadar başarılıyım bilmiyorum. Daha bugün duyduğum “ Etrafındaki insanlar neden birer birer azalıyor farkında mısın?” lafına aldırmadan edemiyorum. Etrafımda neden bu kadar çok insan var bunu da bilmiyorum. Sahi neden? Çok mu iyiyim, çok mu düşünceliyim, çok mu eğlenceliyim? Çok, çok, çok! Madem o kadar çok neden şimdi yoksunuz?

Yoksunuz… Aslında çoksunuz ama… Şebnem Ferah’ın Can Kırıkları’nı dinlemeyi tercih ediyorum. Omzuma konulmuş “arkadaş” etiketinden kurtuluyorum.

Komik… Evet, Huysuz Virjin herkese komik geliyor değil mi? Hele onun kadar olmasa da en umulmadık zamanlarda en umulmadık esprileri aranızda hiçbirinizin yapmayacağı şekilde söze döken birinin bulunması ne trajik. Huysuz Virjin’i ağlarken ve gözyaşlarının görülmesinden korkup kaçarken de izlediniz. Ama ben bu soğuk odanın kapısı kapanıncaya kadar hep içimde tutmaya çalıştım bugüne kadar. Zorlandım… Kaçtım ve şimdi bu “komik” etiketimi alıp yıtıp attım. Farkına bile varılmayacak!

“Orospu”… Kimler geldi, kimler geçti şarkısı gibi bu bedenin tadına bakanların mazideki yeri. Bazılarını öğrendiniz, bazıları sonradan ortaya çıktı ve bazıları hakkında benim bile hafızamda izi kalmayacak kadar gizli kapaklı yapıldı. Erotik ürünler mağazalarında satılan şişme bebekler gibi elden ele, kucaktan kucağa dolaşmaya ben de izin verdim sizin zorlamalarınız kadar. Bedenimden öte ruhum eskidi ve içi şimdilerde bulutların arasından güneşi görmeyi ve rengarenk çiçekler açmayı ümit ediyor. Artık unutulması gereken bir umuttan söz etmiyorum ve “orospu” etiketimi doğrudan çöpe atıyorum.

Evet, boğazımda gördüğüm etiketin üzerinde “bağımlı” yazıyor. Bir sigara yakıyorum ve sigara bağımlılığımdan dem vuruyorum. Bırakmayı düşündüğüm zamanlarda bir sigara daha yakıp dumanını üflüyorum. Sonra bilgisayarın başına geçip saatlerce oyalanabiliyorum. İnternete karşı da bir bağımlılığım var elbette. “orospu” etiketimden arda kalan “sex bağımlılığım”, sonrasında insanlar, eşyalar ve bir ton alışkanlıklarım… Güç bulamıyor ve kendi yarattığım putlarıma karşı başımı eğip uyum sağlıyorum. Savaşan ruh bu odada kendine zincirler vuruyor, savaşmak istese de vazgeçip kaçıp gitmeyi deniyor. “Bağımlı” etiketimden küçük bir kayık yapıyor ve karanlık odada hayallerimle yarattığım su birikintisine salıyorum.

Çocukluğumdan beri susmamı ve dinlememi isteyen, sadece sorduklarında kendi taleplerine uygun yanıtlar için söz veren öğretmenlerime sesleniyorum. Ben şimdi susuyorum… “Aferin”, “cumhuriyetçi”, “ibne”, “çalışkan”, “bencil”, “Müslüman”, “alkolik”, “sınırsız”, bütün etiketlerimden kurtuluyorum.

Çırılçıplak kalıyorum… Ağlıyorum ve çığlıklarımı yine hayal dünyamda yarattığım insanlara haykırıyorum. Beni dinliyorlar…

1 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...