16 Ekim 2011 Pazar

kim?


İstanbul… Şimdi yağmurlu ve herkes İstanbul’un ağladığını düşünüyor. Belki de duş alıp kirlerinden kurtulmaya çalışıyordur demek kimsenin aklına gelmiyor.  Ne değişecekse artık?

İstiklal! İstanbul’un kalbi her zamanki gibi o uyusa da atmaya devam ediyor. Yağmurun altında insanlar alkolün etkisiyle şarkılarla, dik duramayan bünyelerle zombi gibi ilerliyorlar… Ben filmimizin iyi adamı olarak aralarından sızıyorum. Melankolik, alkolik, vazgeçilmiş bir bünye ile adım adım onlardan kurtuluyorum. Ne aradığımı bilmiyorum…

Taksici… Sempatik, biraz peltek… Dert dinleyicisi… Gecenin kahramanı. Ben biraz alkolün biraz da ötekilerin içinde ötekileşmenin verdiği “değer”le rahatça konuşuyorum. Taksi ilerliyor ve benim cümlelerim Taksim’den Bostancı’ya arkamda sıralanıyor. Göremeseniz de arkamda iz bırakıyorum. Kaybolmaya yüz tutmuş biçimde…

Şemsiye… Beni koruduğunu sanıyordum. “You can stay under my umbrella” nidalarıyla yağmur altında yürümenin keyfini yaşıyordum. :) İronik! Takside unuttuğumu çok sonraları fark ediyorum. Ben sadece kendimi değil, dip dibe yürüdüğüm kişiyi de koruyabilmek için şemsiyemden vazgeçmiyorken, şimdi tamamen korunaksız kalıyorum. Hep dedikleri gibi: “Hayatta bu zaten, ironilerden ibaret!”

Ben! Gene avuç içinden toz olup gitmiş hayaller, baş ağrısı, akan bir burun ile yatağıma göçüyorum. Her şeye rağmen o beni sarıp sarmalamak konusunda tereddüt yaşamıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...