6 Kasım 2012 Salı

Love DP: Aşk hala burada, sen nerdesin?


Daha önce Love DP hakkında bildiklerimi-gördüklerimi şurada yazmıştım. Uzun zamandır fırsat bulamadım ve mekanı, bu uzun süreçte ancak bir-iki kere ziyaret edebildim. Bunlardan bir tanesi Haziran ayının sonunda DJ Beyza’nın coşkusuyla hareketlenen White Party, diğeri de henüz geçtiğimiz hafta sonu, tatilin verdiği rahatlıkla Bayram partilerinden bir tanesiydi. 

Son ziyaretimde fark ettim ki yazımızın bazı güncellemelere ihtiyacı bulunmakta ve ben şimdi bilgisayar başında sizler için önemli noktaları yazmaya çalışıyorum. Ama öncelikle bayramın ikinci günü DJ Can’ın Pop Party’sinde bulunamadığım için ne kadar çok üzüldüm, anlatamam :( DJ Can bir şeyler yaptıysa, hele ki bu Pop Party ise kaçırılmamalıdır mantalitesine sahip biri sayılırım. Ama benim ve benim gibilerin üzüntüsünü giderecek güzel bir haberim var: Öğrendim ki Love DP her ayın ikinci cumasına Pop Party’yi sabitlemiş ve bu partilerde sadece pop, hatta remixsiz pop çalmak niyetindeymiş. Bu noktada tekrar mantalitemi etmek gerekir: DJ Can bir şeyler yaptıysa, hele ki bu Pop Party ise kaçırılmamalıdır. :)


Bayrama dönecek olursak Taksim’den biraz eğlenceye hazırlanıp havanın da keyfi baltalayıcı değil, destekleyici olduğu bir akşama denk gelmenin sevinci ile yola koyuluyoruz. Eğer hava güzelse siz de Taksim’den Harbiye’deki Love’a yaklaşık 15-20 dakikada yürüyebilirsiniz. Yolda bazen polislerle, bazen de diğer insanlarla yaşadıkları kötü olaylardan dolayı televizyonda gözünüze takılmış travesti ve transeksuellerle karşılaşabilirsiniz. Beğenirlerse davet edebilirler, eşcinsel olduğunuzu anlarlarsa bir espri patlatabilirler. Çekinmeyiniz, iki adım arasında esprilerine karşılık verip devam edebilirsiniz. Bu hem sizi hem de onları gülümsetecek ince nüanslardan biri bence.

Esasında birçok gayin yakın arkadaşları arasında –benim de olduğu gibi- en az bir tane bayan arkadaş bulunur ve paylaşımları da yoğundur. O gece ben de sevdiğim arkadaşımla Love’da bayağı eğlendim. Daha önceleri Tekyön’ün girişinde karşılaştığımız “bayanları almıyoruz” olayı birkaç kez eğlencemize çomak sokmuştu. Ancak Love, genel uygulamasına eşdeğer biçimde “en az biz gayler” kadar şık ve bakımlı olmayı başarmış ve tabi en azından gayfriendly :) bayanlara kapılarını duvar etmemiş. Ama buradaki pozitif ayrımcılığın gaylere yönelik olduğunu da eklemek gerek :)


Biz uğramayalı Love’da logodan işletmeciye, mekan konseptine kadar birçok değişiklik olmuş. İşletmeci olarak yaklaşık bir yıldır çalıştığını öğrendiğimiz Serhat, güleryüzü ve samimi ev sahipliği ile bizim ve gözlemlediğim kadarıyla misafirlerin birçoğunun gönlünü kazanmışa benziyor. Teşekkürü borç biliriz.

Önceki yazımda bahsettiğim “under construction” konsepti yerini siyah duvarların üst kısımlarındaki equalizer tarzındaki ışıklandırmaya bırakmış. Ağırlıklı electronic ve house müziğin coşkusuyla hareket eden ışıklar, bizi de hareketlendirdi. İnsanın gözü takılmadan edemiyor açıkçası.

İçkilere gelince… İlk gelen votka her ne kadar birçok yerde karşılaşabileceğiniz türden votkası az, buzu çok olsa da devamında aldığımız içeceklerle keyfimiz katlandı. Servisteki arkadaşları daha önce küçük melek kanatlarıyla görmüştüm, bu gidişimde askeri bir stil ile karşıladılar. Ayrıca bu arkadaşlardan Uğur’a da yardımları ve sempatisi için teşekkür ediyoruz.

Son olarak her ayın son cuması -ki benim denk geldiğim White Party, benim gidemediklerimden #MDNAatLOVE Parti ve yukarıda bahsettiğim Pop Party bunlardan biri- özel partilerle Love DP’te değişiklik eğlencelere katılabilirsiniz. Yeri gelmişken bu ay, 30 Kasım’da yine DJ Beyza ile yapılacak fetish temalı parti dikkatimizi çekmedi değil. İlgililere duyurulur :)


Unutmadan… Girişi bir yerli içki dahil erkekler için 30 TL, bayanlar içinse 35 TL. Votka 27 TL ve bira 15 TL. Ama girişe bu kadar para ödemek istemeyen kişilere aşağıdaki videoyu izlemelerini tavsiye ediyorum. Ayrıca buradaki yazımda da daha ayrıntılı göreceğiniz üzere mekanın havalandırması, müzikleri ve temizliğine söylenebilecek laf yok.


Daha fazla bilgi için http://www.lovedp.net/ ve takibe almak için http://www.facebook.com/LoveDancePoint ya da http://www.facebook.com/LoveDP ya da http://www.twitter.com/LoveDancePoint ’i tıklayabilirsiniz. Daha fazla video için de http://www.youtube.com/user/LoVeDancePoint ...

İyi eğlenceler :)

16 Eylül 2012 Pazar

Ankara’nın gay-friendly barı: Eski-Yeni

NOT: Mekan hakkında zaman zaman homofobik davranışlar sergilendiğine dair yorumlara rastlanmıştır. Bu nedenle tercih edilesi bir yer olmakta çıkmıştır.


Ankara’nın gabyar anlamındaki hengamesini daha önceleri sizinle burada paylaşmıştım. O yazının sonlarında şöyle demişim:

“Son olarak alternatif olarak görülen ve gayriresmi gay friendly bar olarak anılan Eski-Yeni’ye girmek istedim ama sanırım o geceye özel “damsız almıyoruz” politikası burada da geçerliydi. Halbuki akıllı işletmeci damlı erkeklerden çok eşcinsellerden daha çok para kazanabileceğini kestirmeliydi (hele ki Ankara şartlarında)…”

Geçenlerde –ki birkaç ay oldu- bu barı ziyaret ettim ve şu an vakit bulmuş biri olarak sizlerle fikirlerimi paylaşabiliyorum.

Hemen yukarıdaki paragraftan devam etmek isterim ki Eski-Yeni’yi işletenler benim yazımı ve küçük önerimi görmemiş/akıllanmamış olmalılar ki bu dam muhabbeti hala devam ediyordu. İki erkek olarak içeriye girerken kapıdaki görevliler yine durdurdu, neyse ki içeriden çıkan kız arkadaşımın kendini göstermesi ile birlikte içeri girebildik.

Salaş bir rock bar niteliğindeki mekanın esasında kendine has bir havası var doğruyu söylemek gerekirse. Bahçesinde soğuk biranızı içip, Sakarya Caddesi’nde gezinenleri izleyebilirsiniz bolca sohbet eşliğinde. Ama bu çok da naif bir özellik olmuyor, keza Sakarya Caddesi’ndeki birçok mekanda bu söylediğimi rahatlıkla ve dam problemi olmadan yapabilirsiniz.

İki katlı mekanın üst katından içeriye girdiğinizde gördüğünüz manzara şu: hippi denilebilecek çalışanlar size servis konusunda yardımcı oluyor. Açıkçası mekanda çok kalmadığım ve içki olarak da sadece iki bira içtiğim için içki kalitesini ve servis niteliğini çok fazla anlatamayacağım. Bu arada Eski-Yeni’nin içi de çalışanları gibi dağınık, yırtık pırtık J Müzikler karmakarışık. Shakira’dan Waka Waka dinlerken birden ne olduğunu şaşırıp 80’lere, 90’lara dönebiliyorsunuz. Biraz eksisozluk.com yorumlarını okuyunca hatırladım ki gerçekten sigara içen birini bile (misal ben) rahatsız edebilecek derecede duman altı bir yer.

Burada daha fazla kalamayıp alt kata indiğinizde eğlencenin rengi de dozu da biraz daha değişiyor. Gaylerin ağırlıklı olarak takıldığı bölüm de alt kat zaten. Bodrum Halikarnas’ın maketi niteliğinde bir yapısı mevcut. Müzik kalitesi ve DJ performansı üst kata göre daha iyi.

Ama bütün bunların yanında eklemek gerekir ki Sixtiees faciasının yanında Ankara’da sizin gibilerin olduğu bir yerde eğlenmek isterseniz Eski-Yeni daha doğru bir tercih olacaktır. Arada konserler de oluyormuş hem J

Bu arada saçma sapan web siteleri için www.eskiyenibar.com ‘u ziyaret edebilirsiniz.

Daha ayrıntılı yorumları için eksisozluk’te yer alan yorumları, özellikle ilerleyen sayfaları okumanızı tavsiye ederim.

14 Eylül 2012 Cuma

Weekend

Bazen bir film izlersiniz. O film o kadar yavaştır ki siz ara sıra sıkılabilirsiniz. Öylesine durağan bir film gibi gelir ki size, bazen uyuklamayı tercih edersiniz. Belki de izlemekten vazgeçersiniz.

İşte tam da burada başlıkta bahsi geçen film devreye giriyor: Weekend

Weekend aslında birçoğumuzun bir dönem yaşadıkları gibi bir film. Bir akşam öylesine sıkılırsınız, bir bara gidersiniz, birini görürsünüz, onu öpersiniz ve belki de aşık olursunuz. Sonra mı? Sonrasını filmi izlediğinizde rahatlıkla görebilirsiniz.

Ama bu film o kadar sade ve durağan işlemiş ki o bizim basit sandığımız ve yaşanmışlıkları içeren hikayemizi, siz izlerken küçük küçük dokunuyor ve siz ürperiyorsunuz.

Sonra mı? Sonrasını filmi izlediğinizde rahatlıkla görebilirsiniz. İşte fragmanı…

23 Ocak 2012 Pazartesi

Zenne? Ahmet?

(Merhaba... Nadas zamanı bitti mi bilmiyorum ama bunu yazmak istedim!)

15 Temmuz 2008’de bir insan öldürüldü, adı Ahmet Yıldız. Tek “günahı(!)” hemcinslerinden hoşlanan, bununla da kimseye bir zararı olmayan Ahmet’in katil zanlısı babası! Halen yakalanamadı. Ahmet’in katledilişi dünya basını da dahil birçok platformda "gay namus cinayeti" olarak adlandırıldı. Ahmet, yanınızdaydı; artık yok!

Nasıl bir baba ki oğlunu öldürmekle suçlanabiliyor? Nasıl bir din/ahlak/töre/vicdan buna izin verebiliyor? Daha önceki birçok yazımda ifade ettiğim gibi, siz kim oluyorsunuz ki insanları sadece mahrem alanlarından dolayı yaşama hakkını bile elinden alacak kadar ileri gidebiliyorsunuz? Siz kim oluyorsunuz?

İşte Ahmet’in anısına, Ahmet’in ibret verici hikayesinden yola çıkarak bir fim vizyona girdi geçen hafta. Adı Zenne. Heyecanla beklediğim filmi burada nacizane yorumlayıp görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Bir filmde öncelikle hangi başlıklar yorumlanır bilmiyorum ama ben herkesin az çok bildiği ya da sağdan-soldan okuyabileceği hikayenin bize/bana yansımasından bahsetmek istiyorum. Yönetmenleri "dramatize etmek istemedik" dediyseler de bu bir drama filmidir, dramatize edilmeli ve eşcinsellerin yaşadıkları dünyanın, içinde öylece kalakaldıkları ve çıkacak yol bulamadıkları lanet olası durumun en azından belli bir kesitini yansıtmalıdır. Ki bu öylesine can yakıcı bir hikayeden esinlenmişken karşımıza çıkan çok da fazla can yakmak istemeyen/can yakmayan bir film.

Hikayenin en başından sonuna kadar ilerleyişi oldukça durağan. Beklediğim aksiyon filmi kıvamında olaylar zinciri değil elbette ama konunun parçalanmış, kopuk kopuk anları bize sunması ve duygularımı alıp götüremeyişi açısından heyecanımı karşılayamadı. Buna rağmen özellikle Ahmet’in annesi rolünde Rüçhan Calışkur’un oyunculuk adına çok büyük işler yarattığını eklemem gerek. Diğer oyuncuların hakkını da vermek gerekir tabi ancak Rüçhan Calışkur’un yeri ayrı olmuş bu filmde. Tilbe Saran da, Erkan Avcı da Altın Portakal'ı layıkıyla hak etmişler.

Zenne’nin vizyonundan önce yayınlanan birçok teaser’ının bende yarattığı görsellik içeren, zennenin hayal dünyasını yansıtacak biçimde efektlerle oluşturulmuş sahneleri de yetersiz kalmış. "Ucundan azcık" kıvamında verilen bu sahnelerde bana kalırsa Cirque du Soleil’de de sahneye çıkan İlhan Karabacak oynayabilirdi.Dansı ve diğer nitelikleri ile bu rolü kotaracağını düşünüyorum.

Müziklerde Demir Demirkan imzası var ki filmin en fazla öne çıkan tarafı buydu. Demir Demirkan’a teşekkür ediyoruz.


Yalnız eklemek isterim ki bu yorumlarım filmden beklentilerimle alakalıdır. Ahmet’in anısına yapılmış bu Zenne, olağanüstü özellikleri olmasa da sizin vizyonda gördüğünüz/göreceğiniz birçok filmden de çok daha iyi. Ve bütün film bir yana, filmin son sahneleri yukarıda anlattıklarımın tamamen aksi yönünde bir nitelik kazanıyor: Drama kendini hissettiriyor, zenne dansıyla sizi büyülüyor ve acı yüreğinize işliyor. 5 Altın Portakal’ı da fazlasıyla hak ediyor.

M. Caner Alper ve Mehmet Binay’a teşekkürler.

İyi seyirler.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...