22 Şubat 2013 Cuma

Kraliçe Fabrika’da hapsedilmiş


Bazen bazı şeyleri anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz. Sorduğumuz sorular felsefe dünyasının insanlık adına yanıt aradıklarından çok farklı. Dünyanın bir kısmının (şanslı kesim diyelim) çoktan kafalardaki örümcek ağlarından arındığı ama bizimki gibi ülkelerin tek dertleri buymuş gibi davrandığı konular işte. “Yazık” diye iç geçirmekten öte bir şey gelmiyor mu elimizden, yoksa gerçekten yapacağımız her şey boşa mı bilmiyorum.

O sorulardan bir tanesi bu akşam kafama takıldı ve aldığım yanıt beni biraz kızdırdı, biraz hüzünlendirdi. Magazin dünyasını gözümüze gözümüze sokmak için gece gündüz çalışan gazetecilerimizin 2008 yılında yaptığı bir haber vardı: “Hande Yener gay ikonu oynayacak!” Bizim için değerli olansa Hande Yener’in oynamasından öte, bizi ve yaşadıklarımızı gözler önüne serebilecek bir film olması umuduydu. Bahsi geçen film bildiğiniz üzere “Kraliçe Fabrika’da”

Vizyona girdi-girecek diye beklerken üzerinden yaklaşık 5 yıl geçmiş ve internetten öğrenebildiğim kadarıyla bir-iki film festivali dışında da gösterimi yapılmamış. Biraz daha sayfalar arasında gezindiğimde Kültür Bakanlığı’nın sansürü nedeniyle ya da bütçe yetersizliğinden gün yüzüne çıkmadığı sonucuna gecikmeli de olsa ulaştım.  

Her iki durumda da nasıl bir yönetim anlayışı ile karşı karşıya olduğumuz ortada. Kültür Bakanlığımız içinde bizim de ödediğimiz vergilerle en absürt filmlere izin veriyorken ve hatta bütçe desteği sağlıyorken, birkaç at gözlüklünün bizi yok sayarak aldığı karar(lar)ı kınıyoruz. Olması gerekenin filmi sansürlemek değil, hem bütçe hem de diğer bütün konularda desteklenmesi gerektiğini biliyoruz.


Başbakanının sanatı “ucube” diye adlandırdığı, basınımızın sansürden çok Hande Yener’in filmde oynayışı ile ilgili haber yaptığı, vizyonda en çok izlenilenlerin Recep İvedik gibi zırvalıklar olduğu, her yeni gün romanların-şiirlerin-heykellerin-filmlerin ve daha bir sürü şeyin sansürlendiği haberlerinin okunduğu bir ülkede bizim mi beklentilerimiz çok yüksek anlayamıyorum. Artık pek anlamak da istemiyorum. Ben sadece Kraliçe’nin ve daha nicelerinin fabrikadaki tozlu raflardan gün yüzüne çıkmasını istiyorum.

Sansürsüz bir ülkenin vatandaşları olabilmek dilekleriyle...




2 yorum:

  1. Biliyorsun Ayşe Arman'ın 3-4 yazı ayırdığı "Benim Çocuğum" belgeseline de Kültür Bakanlığı bu yıl aile yapısını destekleyici filmlere yardımcı oluyoruz diyerek destek vermemiş, filmin parası internet üzerinden yapılan bağışlarla toplanmıştı. Yabancı ülkelerdeki insanlardan inanılmaz destek gelmişti bu belgesele. Şimdi buna ne denir?

    Yine de çok şükür bu hafta gerçekleşen IF İstanbul bağımsız film festivalinde ne bu belgesele, ne de Xavier Dolan'ın Laurance Anyways'ine tek bilet bulamadım. Satyagraha diyorum, başka birşey demiyorum :) Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanki Benim Çocuğum filminde anlatılanları yaşayanlar/anlatanlar birer aile olamazmış gibi. Bulanık zihinler tarafından yönetiliyoruz.

      Senin bilet bulamamana neden olan kişilerden biri olduğum için üzgünüm :) senin için de izleyeceğim Benim Çocuğum'u :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...