16 Nisan 2013 Salı

Tarlabaşı Gay Club Konsepti: Ekoo Club

NOT: Mekan el değiştirmiş ve Cheeky Club olarak hayatına devam etmektedir. Şu an mekanın aşağıda yazılanlardan çok şurada bahsedilenlerle alakası bulunmaktadır.

İstanbul’daki eşcinsel mekanların bolluğu bizim sandığımızdan da fazlaymış ve benim gibi biri için bile “hala” yeni yerler keşfetmek gerçekten şaşırtıcı. Bu sefer ki durağımız bir süre önce ziyaret ettiğim Ekoo Club.

Kendi internet sitelerinde yer alan haliyle Taksim Meydanı, Çiçekçilerin karşısı, Catroon Otel yanı olarak size tarif edebilirim. Küçük bir kapıdan girip küçücük bir vestiyere (5 TL karşılığı) ceketinizi bıraktıktan sonra içeriye adım atabilirsiniz.

Hemen girişte DJ “kabinini” göreceğiniz için içeride neler olduğuna dair müziklerden başlamak sanırım iyi olacaktır. Mekan sahibinin “popüler müzikler işte” diye alelade geçiştirdiği bu konuyu tamamen şahsi bir fikir olduğunun altını çizip daha farklı bir şekilde tanımlamayı tercih ediyorum: Son yıllarda moda olan “Apaçi” stili ile tekno müziğin bir araya getirilmesi ve mixlenmesiyle elde edilen popüler müzikler… Müzik elbette zevke bağlı bir konu ve bu mekanın ziyaretçileri gördüğüm kadarıyla hallerinden oldukça memnun görünüyorlardı. Ama kelimelerle genel olarak yapmaya çalıştığım tanımlamanın bire bir örneklerini görmek ya da burada yazdıklarımın doğruluğunu tartmak isterseniz mekanı ziyaret edebilirsiniz.

Müzikle beraber eğlenen kişilerin yapısı Tekyön kadar olmasa da karışık: Genel olarak Crossdresser’lar(CD), bear’lar, CD olmamakla beraber feminen kişiler ve kabaca kırolar şeklinde tabir edebilirim.


Uzun ince koridor şeklindeki club’ın asma katından dolayı tavanı oldukça basık. Biraz uzun boyluysanız eğilmek zorunda kalabilirsiniz. Koridor kısmının her iki tarafında (giriş ve en dip bölümler) iki küçük dans alanı bulunuyor. Asma katında ise (sadece merdivenden göz atma imkanım oldu) oturup dinlenebileceğiniz ve istiyorsanız başka haltlar karıştırabileceğiniz masalar var.

Tarif etmeye çalıştığım mekanın tamamının, esasında ortak bir noktası var: Havasızlık. Havalandırma sistemi olmayan (ya da oldukça yetersiz kalan) Ekoo’da, bunun üzerine alkol, ter ve diğer etkiler eklendiğinde muhtemelen nefes almak istemeyeceksiniz. Kaldığım kısa zaman diliminde çoğunlukla giriş kapısının dibinde kalmamın nedenini ancak bu biçimde açıklayabiliyorum. Giriş kapısından adım attığınızda (sigara için olabilir mesela) hemen cadde kaldırımına çıkıp trafikteki yolculara göz kırpma imkanına da sahipsiniz!

İçki için pek değişik bir yorumda bulunamıyorum çünkü tamamını içemedim (Votka 17 TL). Bunda votkadan öte dinlediğim müziğin ve içerideki havasızlığın neden olduğunu düşünüyorum. Servis elemanları hakkında pek fazla bir fikir de beyan edemiyorum çünkü kimler olduklarını çok da kestirebilmiş değilim. İçeride dolanan birkaç kişinin garson olması ya da arayış içindeki tiplerden olması mümkün olduğu için içkimi doğrudan barmenden aldım.

Mekanların çoğu için sizlerle paylaştığım gibi Ekoo Club için de WC hakkında birkaç yorumum olacak elbette. Alt katta (tam olarak kat sayılmaz) yer alan tuvaletler pek temiz görünmüyordu. Açıkçası elimi pipim :) dışında hiçbir şeye sürmek istemedim. Ama (giderseniz eğer) yine de bahşiş vermeyi ihmal etmeyin.

Sonuç olarak eşcinsel mekanların varlığı bizi mutlu etse de bu mekanların içerik ve sundukları hizmetin biraz daha yukarıya taşınması gerektiğini düşünmeden edemiyorum. Buradan da patronlara/işletmecilere eğri oturup doğru konuşmanın zamanının geldiğini söylemeden geçemiyorum. Özellikle İstanbul için.

Mekanın internet sitesi: http://ekooclub.net

İyi eğlenceler.

8 Nisan 2013 Pazartesi

İkon musun, kurban mı?



İncir yaprağıyla başlayan giyinme mevzusu günümüzde artık insanların statülerini, hayata bakış açılarını, kültürlerini yansıtan ve hatta haldır haldır çalışmasının yegane sebeplerinden biri haline gelmiş durumda ve yüzyıllardır tartışma konusu. Konu incir yaprağıyla kalmamış, kürküne göre itibar gören Nasrettin Hoca’yı bile çileden çıkartmış, giderek büyümüş; devletleri, dinleri ve tüm otoriteleri üzerinde kural koymaya kadar götürmüş.  Renkler, desen, kumaş, kesim, dikişler, model, moda, akım, kültür vs onlarca değişken de işin içine girince bir sürü yeni kavramlar doğmuştur.

Bunlardan birisi de herkesin peşinde koşturduğu moda. Peşinde koşturduğumuz o şey bizi vezir de edebilir, rezil  de.  Moda ikonluğu (vezir) ile moda kurbanı (rezil) olmak arasında çok ince bir çizgi yok aslında. Sadece bedeninizi, ölçülerinizi, hatlarınızı kısaca kendinizi ve haddinizi bilmeniz yeterli. Ama insanın doğasında vardır görüp özenmek ve aynısına sahip olmak hırsı. Hepimiz modellerin ya da model ölçülerindeki insanların üzerinde görüp beğendiklerimizi giyince bize de yakışacağını zannederiz. Çıtı-pıtı Japonlardan dünyaya yayılan geyikli tayt diye tabir edilen  taytları klasik Türk kızı giyince geyiklerin çözünürlüğünün düşmesi ve gergedana dönmesi had bilmezliğin en son örneklerinden.

Modayı en çok takip eden en renkli kesim olarak bizim içimizde moda kurbanlarının nispeten çok fazla olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü hetero adam giyer fitilli kadife pantolonu üzerine de bir gömlek. Dikkat çekmediği için ne moda ikonu ne de modaya kurban olacak bir tarafı yoktur. Ama sen renkli giyinmeyi, dikkat çekmeyi sevdiğin için moda kurbanı olma tehlikesine daha açıksın. Hayatının her alanı gibi giyinme konusunda da ekstra özen göstermek zorundasın. 

Vıcık vıcık kremalarla yapay tatlandırıcılar ve renklendiricilerle tıka basa dolu o çok ünlü markanın kahvesi ağzının kenarından aka aka Nişantaşı'nda yürürken ya da  dergilerde,  kataloglarda gördüğün tiplerin üzerindeki kıyafetler ne kadar para dökersen dök, sana da yakışmayabilir. Önce o kalori bombası kahveyi bir atıver elinden. Yeri gelmişken  ay ne kahve sever bir milletmişiz meğer! Sadece Cevahir AVM ve civarında bir zincir kahve markasının 4 tane şubesini saydım. Bu kadar kafein manyaklarıyla kahvenin anavatanı Etiyopya'nın abad olması gerekmez miydi? Bu işin içinde de bir orospuluk var ama geçiyorum şimdilik.

Moda kurbanlarına en güzel örnekler şu kısa paçalı pantolonlar, renkli çinolar ve skinny tabir edilen paçaya doğru iyice daralan pantolonlarda görüyorum. 30 cm’lik bacaklarla kısa paçalı giyersen zaten kısa olan bacak boyun daha da kısa görünür. Ya da değirmen tekeri gibi götle renkli çinolara girmeye çalışırsan, zaten alanı itibariyle dikkat çeken götün, ışıklı trafik dubaları gibi hepten ortaya dökülüverir de çevreye verdiğin rahatsızlık nedeniyle kamu davasına maruz kalabilirsin :) Hele o ceylan bacaklarla giyilen skinny pantolonlar! Su içerken eziyet çeken zürafa gibi. Ay ne ezdim, ne ezdim!  Hele hele   Zara’nın üstü olsa paçası olmayan, paçası olsa götü tutmayan, normal ölçülerdeki kişilere bile zor uyan,  zaten tuhaf kesimli pantolonuna ağlamaklı gözlerle kabinde tepine tepine  girmeye çalışmalar falan gerçekten üzücü bir durum. Ama Nişantaşı’ndaki çocuğa olduydu :( Olduydu da adamın iki lopu senin bir lopundan da küçük.

Ya da yaşına başına, ağı düşmüş kıçına, ağarmış saçına, segmentine bakmadan Bershka, Topman, Pull&Bear gibi teenage markaları taşımaya çalışmak.  Adam kırkına merdiven dayamış, Mickey Mouse baskılı t-shirt giymiş.  Cesaretinize hayranım bayım! Bir de o transparan t-shirtlerin, içi görülen ince trikoların deliklerinden fışkıran vücut kılları… Ya da Bağcılar’da oturup da Etiler’in bile kaldırmakta zorlanacağı tarzda giyilen pullu- taşlı, simli, derin V yaka t-shirtler... Neresinden tutsan eline geliyor. Bakın burada demografik, kültürel ve çevresel farklı faktörler de devreye giriyor modada.

Allahım ne çektiniz siz bu modanın elinden bee! Ya da moda ne çekti sizin elinizden. Dediğim gibi modada haddini bileceksin, fiziksel (beden ölçülerin), biyolojik (yaş) rakamlarını dikkate alacaksın.

Ayrıca yabancı markaların Türk ırkının fiziksel özelliklerini (saymama gerek var mı bilmem ama) dikkate almadan, menşei oldukları ülkenin kalıplarında üretim ve satış  yapmaları da ayrı bir eziyet. H&M ve Zara bunun en kötü örneklerinden. 

Diğer taraftan, alışveriş siteleri  de delirtti bu milleti. Her sitede ölçüleri  Türk nüfusunun sadece %5-10 kadarının sahip olduğu harika ölçülerdeki modelleri kullanıp özendiriyorlar insanı. Zaten internetten alışveriş yapan adam AVM’leri bile gezmeye üşenen ve haliyle bilgisayar başında oturmaktan patatese bağlamış koca kıçlı biri olacağı için evdeki hesap çarşıya uymayıp  kargo iadelerinde patlama yaşanacaktır. Koy sen siteye üstlerden basık ekvatordan çıkık, bel basen almış yürümüş bir tip. Bak bakalım satışlar  patlıyor mu patlamıyor mu, hem de hiç iadesiz :) 

Mutlaka hepimizin bilerek ya da bilmeyerek maruz kaldığı "çakma" konusuna gelince gidip Beyoğlu pasajından timsahı ING Bankasının sevimsiz aslanı gibi eğri büğrü bir Lacoste alırsanız istersen Louis Vuitton’dan 2500 USD’lik çantayla dolaşın, timsaha kurban gider güzelim çanta. Ya da adam bir Nike giyiyor, Nike’ ın bile haberi yok öyle bir modeli olduğundan :) Fake ürün kumaş kalitesinden, dikişlerinden, renklerindeki aşırılık ya da tam tersi baygınlıktan, amblemindeki hatların net olmayışından vs gibi birçok eksikliğinden anlaşılmaktadır. Hele de gerçek takipçileri tarafından.  

Yahu nedir bu marka ısrarı? Varsa paran bastır al, yoksa da markasız ama düz bir şey giy kıçına. Kimse seni ay markasız t-shirt giymiş diye ezmez ama çakma t-shirt giymiş diye ezebilir :)

Son olarak giydiğinizi yakıştırmak adına duruşunuzu, postürünüzü  değiştirecek bir önerim var. Evet!  Kıçımızı kaldırıp biraz spor yapıyoruz. Koça kıçlıların çoğunlukla yaşadığı  Amerikalıların kendi içlerinde çelişseler de söyledikleri güzel bir söz var: No pain, no gain.  İlla ki haldır huldur pahalı spor salonlarına gidip yardırın demiyoruz. Kendi vücut ağırlığınızla ya da birkaç temel aletle evde çok düzgün bir duruş ve fit bir vücut sahibi olabilirsiniz. İnternette araştırarak bu konuda fikir sahibi olabilirsiniz.

En son olarak modada sosyal bilinçli de olmak lazım. Bu konuda markaları organik üretime ve çevreye daha saygılı olmaya zorlayabiliriz. Örneğin kaz tüyü ile ilgili bir video dolaşıyor sosyal medyada. Bulursanız ve mideniz kaldırırsa izleyin. Zira ben bir aydır etkisinden kurtulamadım. Bir de şu linkte yer alan Greenpeace araştırmasını da okumanızı tavsiye ederim. http://www.kaosgl.com/sayfa.php?id=12741

Moda, giyim-kuşam, giydiğini yakıştırma, üzerinde daha neler yazılır  aslında. Alın elinize kahvenizi (hadi o vıcık vıcık olandan alın izin verdim :)),  herhangi bir AVM’nin bir köşesinden insanları izleyin. İnanın çok zevkli. Hem moda duygunuz gelişecek, hem kendi hatalarınızı da  fark edeceksiniz. Sosyal ve bilinçli bir moda takipçisi olmanız, modaya kurban gitmemeniz ve modaya bazı şeyleri kurban etmemeniz dileklerimle.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...