27 Mayıs 2013 Pazartesi

Sadece erkeklere ilgisi olan bir oğul.

Uzun zaman öncesinden yakın bir arkadaşımın gönderdiği mesajlar sonrasında hızla evine gidişim, taksicinin dörtlüleri yakıp kornaya basarak bizi hastaneye götürüşü, acil serviste söylediklerimi anlamak istemeyen doktorla tartışmam, belli bir süre geçtiği için midesinin yıkanamayacağı, şimdi hatırlayamadığım farklı bir müdahaleyi yapmak zorunda oldukları ve arkadaşımın o ince çizgide gidip gelmesi -ayrıntılarıyla olmasa da- hissettirdikleri ile hala aklımda.

Bütün bunların ardından yaşadıklarım, arkadaşımın intihar etmesinden çok daha şoke edici bir nitelikte aslında. Hastane bahçesinde dominant bir anne tarafından köşeye sıkıştırılmış, sorguya çekiliyordum. Karşımdaki kadın oğlunun cinsel yöneliminden emin olmasına rağmen resmi kayıtlara geçecek bir şahitlik istiyor, her ne söylediysem karşı çıkıyor ve gerçek cevabı almak istiyordu:

“Hayır, ben biliyorum, söyle neyi var bu çocuğun?”

“Evet, madem biliyorsunuz, söylemekte sakınca yok. Oğlunuz biseksüel. Yani hem kadınlara hem de erkeklere ilgisi var.”

İşin doğrusu oğlu biseksüel değil, gaydi. Sadece erkeklere ilgisi olan bir oğul. Ama böylesine sert bir geçiş yerine, o anki düşünce biçimimle olayı yumuşatabilmenin yolunun bu olduğu aklıma gelmiş ve söylemiştim. Fakat aldığım cevap benim yumuşatma politikama hiçbir uyum sağlamıyordu:

“Keşke ölseydi. Benim öyle bir oğlum yok artık!”

O an kaşlarım çatık, tüylerim diken diken, o kadının gözlerine bakarak bir annenin oğluna karşı nasıl bu kadar acımasız olabileceğini, kendi canından bir parça olan evladına karşı bu cümleleri nasıl kurabileceğini, bunun adının annelik olmadığını, kendisinden utanması gerektiğini ve buna benzer birçok cümleyi peş peşe sıraladığımı da acıyla hatırlıyorum.

Acı içinde takip ettiğim başka olaylar da var bu hayatta ve onlardan birisi de eşcinsel olduğu için ailesi tarafından öldürüldüğü iddia edilen (yargı süreci devam ettiği için yorum içeren cümle yazmak istemiyorum) Roşin’in (Belki siz R.Ç olarak bilirsiniz) davası. Geçtiğimiz günlerde yapılan duruşma hakkındaki haberlerde şöyle bir ayrıntı dikkatimi çekiyor:

“Bu sırada R.Ç.’nin annesi G.Ç., ‘Eşcinsel olsaydı kendi ellerimle öldürürdüm. Siz bizi rezil ettiniz’ dedi.”

Yine kaşlarım çatılıyor, tüylerim diken diken oluyor. “Bizi rezil ettiniz.” düşüncesi ile kendini anlamlandıran, el-alemi evladından daha ön planda tutan ve evladına kıyabileceğini söyleyen bir anneyi anlayamıyorum. Hırsız ya da katil olsaydı bile bağrına basacak anne, suçsuz-günahsız/kaderinde var olduğu için yaşadığı “erkek erkeğe (seks/ilişki/aşk)” durumundan dolayı oğluna karşı gaddarlaşmayı tercih ediyor. Düşünüyorum; çok düşünüyorum ama anlayamıyorum.

Ve sinirleniyorum. Arkadaşımın annesine de, Roşin’in annesine de, onlara bu söylemleri üretmelerini öğreten iki yüzlü topluma da haykırmak istiyorum:


“Aklınızdan ve mantığınızdan vazgeçtim; vicdanlarınızı merak ediyorum!”

22 Mayıs 2013 Çarşamba

'Atatürk gay miydi?' sorusu hakaret mi, değil mi?


Bugün internette haberleri turlarken “maalesef3” yukarıdaki başlığa sahip şu haberi gördüm.


Maalesef ki dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde, toplumun kaderini tümden değiştiren birisinin özel hayatı hakkında bu tür haberler-tartışmalar göremezsiniz. Bunun için herhangi bir özel kanuna gerek bile duyulmaz. Çünkü her şeyden önce insanların “mahremiyet” hakkı vardır. Öyle ki bu sade bir vatandaştan ülkenin kurucusu-kurtarıcısı bir öndere kadar geçerli bir kuraldır.

Ancak ülkemizde mahalle dedikodularından, yaklaşık yarım yüzyıldır yazılı-görsel basındaki popülerliğine tam gaz devam eden magazin haberlerine kadar devam eden sürece bakılırsa,  mahremiyet hakkı ile ilgili tecrübelerimizin çok az olduğunu görebilmek zor olmaz. Mahallenizdeki kadının kimin arabasından indiği de, şarkıcı bilmem kimin yediği tost da beni ilgilendirmediği gibi Atatürk’ün de özel ilişkileri kimseyi ilgilendirmemeli. Öyle ki özellikle Atatürk’e bu toplumun kaderini temelinden değiştirdiği için saygı duymak ve onun değerlerini benimseyerek hayatın bu kısmına yön vermek faydalı olacaktır. Herkesin yapması gerektiği gibi.

Maalesef ki bu ülkede eşcinsel olmayı hala hakaret olarak algılayan ve kullanan insanlar var. Oldukça da fazla. Üzülerek ve tekrar tekrar altını çizerek söylemek istiyorum ki bu konu öyle düşündüğünüz gibi küçük düşürücü bir nitelik taşımıyor. Aslında biraz mantıklı düşündüğümüzde küçük düşürücü olan şeyin homofobik bazı önyargılar ve davranış bozukluklarını insan benliğinde barındırmak olduğunu söyleyebiliriz.

Maalesef ki gay olmayı hakaret kabul eden bir toplumun bireyleriyiz. Mahkemelerimiz de bu toplumun mahkemeleri. Ve alınan karar(lar) da bir o kadar tartışmaya açık.

Burada temel soru sanırım şöyle olmalı: “Atatürk gay olsa ne olur?”

Yanıtı da çok basit: “Hiçbir şey!”

“Atatürk gay miydi?” sorusu temelinde kitap yazan yazara da, bu soruyu kitap üzerinden birkaç manipülasyon niteliği taşıdığı belli olan alıntıyla yayınlayan ve bunu “akademik” anlamda yaptığı ibareleri taşıyan blogun yazarına da ve konuyu mahremiyet hakkı özelinde değerlendirmek yerine “hakaret” ve haber verme hakkı üzerinden (“Haber verme hakkından yararlanabilmek için haberin gerçek olması, bilinmesinde kamu yararı bulunması ve haberde küçültücü değer yargılarının bulunmaması gerekir.) değerlendiren mahkeme heyetine de sorumu tekrarlamak istiyorum:

“Atatürk gay olsa ne olur?”


9 Mayıs 2013 Perşembe

Neler oluyor? (2)



“Bu haftaki gündemimiz şok baskınlardan ibaret.” diye başladığım yazının ilk bölümüne şuradan göz atabilirsiniz.

İkinci bir haber daha gördük bu hafta “haber” gazeteleri/websitelerinde:


Yukarıdaki başlığa tıkladığınızda Habertürk’ten Mustafa Şekeroğlu’nun “haberine” ulaşabilirsiniz. Nedense yine herkes şoklar içinde!

Mustafa Şekercioğlu’na da benzer bir soruyu sormadan edemiyorum: Sizi şoke eden şey nedir; erkek erkeğe ilişki mi, yoksa sinemada yapılan cinsel ilişki mi? Konu üstünde biraz “düşünerek” esasında çok da fazla şoke olacak bir şey olmadığını anlayabilirsiniz.

Seks içerikli filmlerin oynatıldığı sinemalara kimlerin gittiğini düşünüyorsunuz? Oradaki içerikte sanatsal bazı öğeler arayan entelektüellerin ya da hoşça vakit geçirmek üzere komple bir ailenin çay salonu niyetine ziyaret ettikleri bir mekan türü imajı taşıdığını hayal edemiyorum.

Ayrıca bu tür sinemalarda cinsel bazı aktivitelerin olması da nedense bana pek şaşırtıcı gelmedi. İnsanoğlunun doğasına biraz bakarsanız seks dürtülerinin ne kadar güçlü olduğunu kavrayabilirsiniz. Seks içeriği barındıran bu mekanlarda da içeriğin realiteye dönüşmesi de neredeyse kaçınılmaz. Bunu keşfedebilmek için size Freud okumanızı tavsiye ederdim ama yapmayacağınıza emin olduğum için çok uzaklara gitmeden sadece kendi benliğinizle yüzleşmenizin yeterli olacağını zannediyorum.

Geriye şoke edici tek bir seçenek kalıyor ki o da “haberdeki” tabirle “gay ilişki” yaşamak. Artık bu konuda çok da fazla yorum yazmak istemiyorum çünkü işin özünün çok doğal olduğunu ifade etmeye çalışmaktan yoruldum. Ama yine de kısaca tarif etmek gerekirse; bu ilişki biçimi de normaldir, doğuştan gelen bir özelliktir, hastalık değildir-bulaşmaz, sizin varlığınıza zarar vermez.

Esasında at gözlüklerini çıkarıp biraz yol açarsanız en az sizinkiler kadar muhteşem birliktelikler yaşayabilirler. Sizin haberlerinizle “tukaka” yaptığınızdan ya da tek bir modele indirgediğinizden daha fazlasıdır ve ne yaparsanız yapın insanın doğasından gelen bir şey olduğu için varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Habere şu etiketleri koyma nedenlerinizi de bize açıklarsanız sevinirim: “Önemli, Korkunç, Rezalet, İnanılmaz, İbretlik, Tuhaf, Düşündürücü, Üzücü”. Keşke sadece “düşündürücü” olanı koyup üzerine bir miktar düşünmeyi deneseymişsiniz.

Diğer yazıyla aynı NOT: Bizim burada sorguladığımız asıl konu, eşcinsel ilişkilerin “tukaka” olarak gösterilmesi ve eşcinsellerin ötekileştirilmeleridir. Tecavüz, çocuk pornosu gibi konulara olumlu anlamlar yüklemeye çalışmıyor, biz de bu konulara karşı çıkıyoruz. Bu yazıya ya da başka yazılara bu tip yorumlar/yanıtlar yazmayınız.

NOT 2: Haberlere yapılan yorumların bazıları gerçekten bilinçli. Bazıları ise sadece açmış ağzını, yummuş gözünü. Bizim bakış açımızı, yaşadıklarımızı, hissettiklerimizi merak bile etmiyor. Çok yazık!

NOT 3: Konu ile ilgili diğer bir bakış açısı için Murat Renay’ın şuradaki yazısına göz atabilirsiniz.

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Neler oluyor? (1)



Bu haftaki gündemimiz şok baskınlardan ibaret. Birbiri ardına, kaynağı belirsiz bir şekilde yayınlanan ve “asparagas” olduğu muhtemel bu haberleri ibretle izliyoruz. İbretle izlememize grup olarak ya da umuma “açık” sayılabilecek bir alanda seks yapılması değil, bu seks aktivitelerine yapılan “şok baskınlar” ve yayınlanan haberler neden olmaktadır.


Yukarıdaki linke tıkladığınızda Sivasmit.com sitesinde, Mehmet Bakır imzalı kaynak habere ulaşabilirsiniz.

Mehmet Bakır’ın “özel haber” formatında yazdığı bu haberle ilgili kendisine sorulması gereken ilk soru şu: Erkek erkeğe ilişkiye girmenin nesi bu kadar şoke etti de o başlığı koyma gereği hissetti? Merak ediyoruz. Keza yukarıda değiştirmeden alıntıladığım bu başlıkla ilgili olarak çoğumuz, erkek erkeğe ilişkiye girmekten öte kendisinin noktalama hataları karşısında şaşkınlık içinde kalmış durumdayız. Yaşadığı “şok”tan ötürü bu noktalama hatalarını yapmış olabileceğinden endişe ediyoruz. Eğer böyleyse kendisine erkek erkeğe ilişki yaşamanın en az kadın-erkek ya da kadın-kadın şeklindeki ilişkiler kadar normal olduğunu söylemek isteriz.

Asıl mesele bu değil de dil bilgisi ile ilgili sorunları varsa, biz onun yaptığı gibi ötekileştirme yapmayı tercih etmeyeceğimizi belirtmek isteriz (ki bu hatalarla habercilik yapmasına şoke olan çok insan olabilir). Biz yazdığı haberlerin editoryal anlamda düzenlenmesi için kendisine yardımcı olabilir ya da balık tutmayı öğretme felsefesi ile dil bilgisi kuralları konusunda bilgilerimizi kendisiyle paylaşabiliriz.

Habercilik konusunda da bildiklerimiz var ayrıca. Temel kural 5N 1K’dan ibarettir: "ne? ne zaman? nerede? nasıl? neden? kim?”

Yaptığı haberle ilgili bu çerçevede sorulabilecek sorular:

“30 kişiden ayrılıp jandarmaya ihbarda bulunan kişi NEDEN ihbar etmiş?”

“Bu 30 kişinin gözaltına alınmasının nedeni NEdir? Grup seks mi, yoksa kanunlara aykırı başka bir şey mi?”

“Gözaltına alınan kişilerin 6’sının NEDEN tutuklandığını, diğerlerinin NEDEN serbest bırakıldığını açıklayabilir misiniz?”

“Erkek erkeğe ya da grup olarak seks yapmak NASIL suç olarak adlandırılabiliyor?”

Bu sorular böylece sürüp gidecek. Bu soruları Mehmet Bakır başta olmak üzere, kopyala-yapıştır haberciliğini ilke edinmiş diğer “büyük” gazetelerde yer alan gazetecilere ve yayın yönetmenlerine de sormak gerekir elbette.

NOT: Bizim burada sorguladığımız asıl konu, eşcinsel ilişkilerin “tukaka” olarak gösterilmesi ve eşcinsellerin ötekileştirilmeleridir. Tecavüz, çocuk pornosu gibi konulara olumlu anlamlar yüklemeye çalışmıyor, biz de bu konulara karşı çıkıyoruz. Bu yazıya ya da başka yazılara bu tip yorumlar/yanıtlar yazmayınız.

2 Mayıs 2013 Perşembe

Queer as Folk


Birbirinden farklı karakterlere sahip eşcinsellerin yaşamları ve toplumsal anlamda “maruz kaldıkları” olaylar hakkındaki bu diziyi sonunda izledim ve sizlerle paylaşmak istedim. 2000-2005 yılları arasında yayınlanmış. Buna rağmen internet kullanımı ve ülkemizdeki televizyonculuk anlayışının ve kurallarının getirdiği bazı nedenlere bireysel etkenler de eklenince bayağı rötarda kaldığım kesin. Ancak bu konuda benden daha beter konumda olanların varlığını bildiğim için burada yorumlamak (en azından buna çalışmak) iyi olacaktır.

5 sezon boyunca yayınlanan dizinin ilk bölümünden son bölümüne kadar duygularının çok geniş bir yelpazeye yayılabileceğini söyleyebilirim. Bu beş sezon boyunca bir bölümde kendinize yakın hissettiğiniz bir karakterin birkaç bölüm sonra nefret edeceğiniz bir kişiliğe bürünmesi ya da pek de hazzetmediğiniz birinin ne kadar değişik bir içeriğe sahip olabildiğini görebilirsiniz. Seks düşkünü-gizli duygusal Brian, bazen gereğinden fazla arkadaş Michael, gözümüzün önünde büyüyen kararsız Justin, iyi yürekli kraliçe Emmett ve özgüveni eksik Ted. Ayrıca lezbiyen çiftimiz Lindsay ve Melanie’i ve Michael’in annesi Debbie’yi de unutmamak gerekir.

Bu ana karakterler etrafında eşcinsellerin yaşayabileceği hemen her konu dizide işlenmiş: Cinselliğe bakış açısı, AIDS, nefret suçları, eşcinsellere yönelik siyasetler, eşcinsel aşk aklıma ilk gelenler. Ancak bazı konuların dozajının fazlaca abartıldığını söylemek de mümkün.

Dizimiz, bütün bunların dışında döneminde müzikleri ile de epey dikkatleri toplamış. İzlerseniz eğer sizlerin de dizi haricinde müziklerinin gerçekten hoş nüanslar içerdiğine hak vereceğinizi düşünüyorum.

Spoiler yorum olmaması için çok çabaladığımın altını çizmek isterim :)

Diziden dipnotlar:

- Orjinali İngiliz olan dizinin popülaritesi ABD-Kanada ortak yapımı olan versiyonuyla gelmiştir.
- Dizi oyuncularının çoğunun heteroseksüel olması, sahneleri gördükçe şaşırtacak bir olgudur.
- Zamanında Digitürk’te yayınlanmış ancak kısa süre sonra yayından kaldırılmıştır.
- EkşiSözlük yazarlarından velouria’nın 19. yorum olarak şurada yazdığı entry mutlaka okunmalıdır.
- Diziyi buradan izleyebilirsiniz.
- Aşağıda paylaştığım video, sanırım akılda en çok kalan sahnelerden biridir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...