2 Haziran 2013 Pazar

Her yer Taksim, her yer direniş!


İstanbul’da neler oluyor biliyor musunuz? Sanmıyorum. Çünkü başbakanın “yandaş medya” diye tabir ettiği ama kendi yandaşlığını sürdüren medyadan alabileceğiniz haberler çok sınırlı. En basitinden TRT’nin yaptığı habere bakarsanız “eylemciler polise saldırdı ve polis de kendisini korudu” diye bir bilgiye ulaşırsınız. Bu da koca bir yalandan ibaret kalır.

Eğer siz de Cuma gecesi yaşananları Norveç tvsinin internet üzerindeki canlı yayınından izleyebilseydiniz polisin elindeki biber gazlarını nasıl da vahşice kullandığını görebilirdiniz. Öyle ki yere doğru atılması gereken gaz kapsüllerini insanların başlarına doğru atarak ciddi yaralanmalara neden olduklarına, insanları bırakıp hayvanlara dahi acımasızca gaz sıktıklarına da tanık olabilirdiniz. Göremediniz çünkü medyamız başbakanın tabiriyle “3-5 çapulcu terörist”e Suriye’deki olaylara gösterdikleri ilginin çok küçük bir kısmını bile doğru düzgün göster(e)medi.

Bunları sadece sosyal medyada gördüklerim üzerinden söylemiyorum elbette. Cumartesi günü Kadıköy’den kalabalıkla beraber vapura binip Başiktaş’a indiğimde Taksim’den çekilen polisin, çekilirken ellerindeki gaz bombalarını pek de tasarruf etmeden kullandıklarına şahit oldum. Maskelerimizle, bayraklarımızla, limon ve sirkelerimizle Kadıköy’de, vapurda, Beşiktaş’ta, ana yolu polis zoru nedeniyle kullanamadığımız için Maçka’da ve Taksim’de “direnişimiz” için bağırırken etrafımdakilerin 3-5 çapulcu terörist olmadığını da gördüm. Keza kendim de öyle değildim. En basitinden küfürlü bir slogan atılmaya başlandığında çoğunluğun buna katılmayıp sessiz kaldığı gerçeğini size küçük bir gösterge olarak söyleyebilirim.

Taksim’de büfeden yiyecek almaya çalışırken önceki günden atılan biber gazının etkisinin içeride hala kaldığı ve o halde gözlerimin kızarıp yaşardığını, boğazımın yandığını da size anlatabilirim. Küçücük büfenin içinde iyi havalanmadığı için saatler sonra bile o etkiyi yaşatan şeyin insanların ortasına atıldığı zamanki etkisini siz tahmin edin lütfen.

Ve bütün bu olayların hala birkaç ağaç yüzünden olduğunu düşünmeye devam edenler var. Elbette şehrin kalbindeki ağaçlar yüzünden başladı her şey. Ama bu kadar büyümesinin nedeni onlar değil. Sabahın 5‘inde zararsız eylemlerine devam eden insanlara saldıran polisin vahşice çadırları yakması. Kendini ve kendine oy verenleri düşünüp %50 oy aldım, demokrasi var yaparım diyen başbakanın pervasızlığı. Dikte edilmeye çalışılan yaşam tarzı. Bütün devlet kadrolarına adaletten yoksun bir şekilde yerleştirilen badem bıyık politikası. Atatürk düşmanlığı. Özgürlüklerimizin bir bir elimizden alınması. Tarihi-kültürel değerlerimizin bir bir otele, AVM’ye, betona dönüştürülmesi. Milli değerlerimizin tek tek yabancılara satılması. 10 yıldır ülkenin Türk-Kürt, alevi-sunni gibi bir çok nitelemelerle kutuplaştırılması. Kadınlara, eşcinsellere, Müslüman olmayanlara ve burada sayamadığım birçok kesime her türlü cefanın haklı gösterilmesi. Kısaca sürekli bamteline dokunulması ve vicdanların sürekli rahatsız edilmesi.

Şimdi bunları yapanlar gelecekte size de onlardan olmadığınız durumlarda aynılarını yapacaklar. Lütfen direnişin özüne bakınız.


NOT: Taksim’deyken gökkuşağı bayrakları ile meydanı turlayan eşcinsel gruba karşı gösterilen desteğin de bu ülkenin bizlere haklarımızı vermek için hazır olduğunun kanıtı olarak gözlemledim. Bu konuda da gerçekler, birilerinin söylediklerinden çok farklıydı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...