27 Ağustos 2014 Çarşamba

Barcelona: Tatil & gaylife (2) / bars & clubs

Daha önce genel hatlarıyla Barcelona’da tatil ve gaylife’ı sizlere özet geçmiştim. Geldi sıra mekanlara.

Barcelona ve çevresindeki tatil kasabalarında o kadar çok mekan var ki bırakın hepsini gezip görmeyi, burada yazmak için bile benim gidip orada 1 yıl yaşamam lazım. O nedenle Barcelona’daki gaylife sadece burada olanlardan yazılı ibaret sanmayın lütfen. Hatta farklı yerleri görmüş olanlar varsa aranızda, yorum yaparak içeriğimize katkıda bulunabilir.

Kafe-Barlar:


La Chapelle: Bar önünde, koridorumsu bi alanda tıkış tıkış sohbetlerin, kesişmelerin ve içmelerin mekanı. Dar alanda kısa paslaşmalar gibi işte. Duvarlarda adının hakkını verecek cinsten Hristiyanlıkla ilgili süslemeler var. Giriş ücreti yok. 

Öğrendiğim kadarıyla insanlar genelde hafta içi akşamları falan bu tip mekanlara gelip bir-iki içki-sohbet ve belki tanışmalarla günü bitiriyormuş.



Tauleta de NitBurası yukarıdakine göre biraz daha lüks bir mekan. Ama konsept olarak oturmalı-içmeli ve sohbet etmeli bir algısı var. Loş ışık altında bir şeyler içip sohbet etmek oldukça keyifli. Giriş ücreti yok.


Museum: İşte haftasonları geceyi başlatacak mekan. Clublardaki yoğunluk saat 2 gibi başladığı için öncesinde burada biraz içme falan iyi oluyor (Gece yarısı itibariyle). Mekan iç içe geçmiş iki odadan ibaretmiş gibi. İlk bölümde daha çok sohbet yoğun; iç kısımda olan odada ise daha çok müzik ve dans açısından ısınma turları.

Duvarlardaki ekranların etrafının büyük çerçevelerinin olması hoş bir görüntü veriyor. Mixsiz müziklerle geceye ısınırken bu ekranlardan da klipleri görebiliyorsunuz. Burayı gerçekten sevdim. Buradan çıkarken alacağınız kuponla aşağıda açıklayacağım Metro isimli club’a neredeyse yarı fiyatına girebiliyorsunuz. Bilgilerinize. :)


Clublar:


Metro: Sanırım en popüler clublardan biri. Giriş ücreti kuponsuz 19 €’yken kuponlu 11 € ve bir içki ücretsiz. İki bölümü, yok yok üç bölümü var mekanın:

İlk bölüm electronic ve tecno müziğin ağırlıklı olduğu, kalabalığın genelde yoğunlaştığı ve daha büyük olan kısım. İkinci bölüm ise pop şarkıların genelde mixsiz çalındığı, İspanyolca şarkılara ağırlık verildiği ve diğer taraflardan sıkılanların ara ara uğradığı bölüm. Üçüncü bölümde dark-room; yok yok dark-coridor. Gittiğinizde tuvaletlere girmektense sapmadan devam ederseniz o koridora ulaşıyorsunuz. Orası bayağı karanlık ve olanları anlatmaya dilim varmaz. Kısaca melek gibi giriyorsunuz, öbür ucundan paçavra gibi çıkıyorsunuz diye tarif edebilirim. :)

Web sitesi burada. Haritası da burada.


Arena: Burası yan yana 2 mekanın olduğu bir club. İkisinin girişleri farklı ama gece boyunca kolunuza basılan fosforlu damgayla ikisine de girip çıkabiliyorsunuz. Müzikler Metro'daki gibi electro-tecno ve pop ağırlıklıydı. Gelen kitle ise daha çok 18-20 yaş arası, feminen hareketlerin örneklerini bolca gösteren bir yapıya sahip. Zırıl mekanı yani :) Dark-room da vardı ama napıyorlardı bilmiyorum :) Giriş ücreti yanlış hatırlamıyorsam Metro’nunki gibiydi. Aman napıcaksınız, gitmeyin zaten buraya.


Web sitesi için buraya, haritası için şuraya bakabilirsiniz.

Bunlar dışında fetiş olsun-olmasın bir çok mekan daha varmış. Pervert adını duyduklarımızdan ama gidemediklerimizden biri. Sauna/plaj olayını sonraki yazıya bırakıyorum. Allah'ım ne şehirmiş, anlat anlat bitmiyor. Kesin bir kaç kere daha gitmem lazım :)

Görüşmek üzere.

24 Ağustos 2014 Pazar

Love Dance Point (Istanbul Gay Guide)

Very well-known as Love in short, LDP is a milestone and the most popular gay club in Istanbul. It has been entertaining its visitors since 2000 and apparently they know how to do it. LDP has been performing as a host of many festivals and parties like White Party, İstanball Festival (pre-party), Pink Amsterdam and Hornet App party. 

Take your ticket and leave your jacket to cloakroom. As soon as you get through the check point and open the door to the dance floor; the music of experienced resident DJ Barış will take you up immediately. Once in every two weeks, DJ Can whose compilations I always look forward to listening, is on duty with his great mixes from World top lists. You can check some here.


You can see many sweating hot guys around, dancing wildly and having fun. Keep your eyes open, don't be shy and just say "hi". They are not as snooty as they look ;) As its motto says: "Love is here. Where are you?" 

I have heard nothing bad about the quaity of its drinks and behaviors of kind personnel who are apparently selected by careful eyes. Be careful about your feet, as it gets packed to the capacity especially on Saturdays and don't be surprised if you see a few famous faces and crazy girls who dance even wilder than guys :)  Because it has a very mixed clientele. Don't expect a huuuuge or a few floored place. It is almost good enough and has a good air conditioning.


Because not everybody who wants to get in, can get access into, you can see fairly good types of guys comparing to other clubs in the city. Also because relatively elite and some famous clientele choose to have fun here too, LDP takes good care of the quality of the athmosphere, drinks and music. They try to keep the quality of visitors by careful bodysearch in the entrance. 

Nice guys, good music, good drinks and good athmosphere, stage shows, gogo dancers and drag queens.... What the hell do we need as funlovers!  ;)

Music  of genre: LDP features an eclectic mix of Vocal, House and Pop
Admission and payment: 10 Euro including first drink. Cash or Credit card.
Average drink price: 7-10 Euro
Hours of operation: Friday / Saturday  11:30pm - 5:00am

Adress: Cumhuriyet Caddesi, 349/ Harbiye, Istanbul 
Show On Google Maps
Phone: +90 212 232 5683- 0212 232 LOVE
On facebook and twitter


If you want to see another venues & events, 
just click Istanbul Gay Guide page.

21 Ağustos 2014 Perşembe

Barcelona: Tatil & gay-life (1)


Evet, sevgili dostlar; bu aralar bana ‘hangi şehirde yaşamak istersin?’ mahiyetinde bir soru sorarsanız alacağınız cevap sadece Barcelona olacaktır. Birkaç ay öncesinde hayallerimin şehrini ziyaret edebildim ve sanırım yine gideceğim ve belki sonra yine gideceğim. Fırsat olsa hiç durmayacağım ve gidip yerleşeceğim. Ama bloğumuzun görevi icabı eğer gitmek isterseniz neler yapabileceğiniz konusunda bazı hatırlatmalara ve mekan yorumlarına geçmek isterim :)

NOT: Barcelona’daki herkesin gördüğü yerler için başkaca siteleri-blogları geziniz lütfen. Burası gay blogu.

Önce şehirle ilgili bazı kolaylık sağlayan notlar:

  • Özenle planlandığında (pasaport ve vize işlemleri hariç) Avrupa’da tatil yapmak ülkemizin güneyinde tatil yapmaktan çok da pahalıya gelmiyor. Uçak biletini (daha önce Amsterdam yazımda söylediğim gibi) birkaç ay önceden ve kampanyalı zamanlarda almak güzel olacaktır. Barcelona’ya kışın yapılan uçuşlar oldukça ucuz. Ama benim tavsiyem elbette yaz aylarında gitmeniz olacaktır.
  • Yaz ayları demişken Türkiye’deki gibi, Haziran sonu Eylül ortası aralığında bir dönem seçebilirsiniz. Ancak şehrin ünlü gay festivali Circuit Fest’te orada bulunmak isterseniz Ağustos ayını (festival zamanını kontrol edip) seçmelisiniz.
  • Konaklama anlamında birçok seçenek mevcut. Booking.com’un yanı sıra ebab.com, misterbnb.com gibi gaylere yönelik konaklama alternatifleri barındıran sitelerden de faydalanabilirsiniz (bu konuyu yazmanın zamanı gelmiş de geçiyor bile). Kalabalık bir grup olacaksanız ya da yabancılarla beraber kalmakta sakınca görmüyorsanız hostel (yatakhanede bir yatak) seçenekleri de gayet makul fiyatlarda.
  • Şehir metro ile döşenmiş. 3-4 dakika gibi kısa zaman dilimlerinde gelen metrolarla (bir harita edinerek) hemen hemen her yere gidebilirsiniz. Pazardan perşembeye gece yarısına kadar olan seferler, Cuma geceleri 2’ye kadar, Cumartesi geceleri sabaha kadar devam ediyor. Diğer günlerde numarasının önünde “N” (night) olan otobüsleri geceleri kullanabilirsiniz.
  • İspanyollar İngilizce konusuna pek düşkün değiller. Bu nedenle bazı temel İspanyolca/Katalunca kelimeleri/kalıpları öğrenmeniz hem size kolaylık sağlayacak hem de onlarda pozitif etkisi yaratacaktır.
  • Şehir merkezinden trenle en fazla bir saatte ulaşacağınız kıyı kasabalarında denize girebilir, çıplaklar plajlarından herhangi birini tercih edebilir ayrıca merkezden 2-3 katına alacağınız küçük hediyelikleri daha ucuza bulabilirsiniz.

Ve gaylere özel notlar:

  • Barcelona gayler açısından oldukça rahat bir şehir. Kimse abartıp sevişmiyor elbette ama sokakta el ele/göz göze/dudak dudağa gezebilmek gerçekten şahane (Evet, yukarıdaki resimdeki gibi dolaşanları gördüm). Darısı ülkemizin başına (Amiiinnn)
  • Gece hayatı bizdeki gibi Cuma ve Cumartesileri yoğun. Ancak gece 2’den sonra başlayan partilemeler sabah 6’da sona eriyor. Erkenden gidip açılış yapmayın :). Sabah 6’dan sonra millet toplanıp saunaya gidiyor. Bilgilerinize :)
  • Gay mekanlar özellikle Eixample bölgesinde yoğunlaşmış durumda. Oradakiler Gayxample da diye de bir takma isim bulmuşlar. Kalacak yer ayarlarken buna dikkat edin.
  • Özellikle yazın, Avrupa içi seyahat kolay olduğu için Cuma’dan Pazar’a diğer Avrupa ülkelerinden insanlarla tanışabilir, yeni kültürler öğrenebilirsiniz.
  • Civarda gayler için çıplak plajlar da var. Gidip sere serpe güneşlenebilirsiniz.
  • Neo’nun restoranını da gördüm ama kapalıydı. Umarım en kısa zamanda açılır ve beni işe alırlar (ilgililere duyurulur :))
  • Duyduğumuza göre Madrid’in gay life’ı daha eğlenceliymiş. Şaşırdık ama birkaç farklı kişiden bu yorumu duyunca inandırıcı bulduk. İnşallah burada Madrid yorumlarımı da görebilirsiniz.
Gittiğim mekanların yorumlarını birkaç güne yazarım. Yazı çok uzadı, size de biraz heyecan olsun di mi :)

Ve devamını yazdım sonunda; inanmazsan tıkla:

Herkese iyi tatiller.

12 Ağustos 2014 Salı

Herkese açık: But XL



Blog camiasının trans kadını/biricik ablamız/gönüllerimizin sultanı sevgili MissTiffany’nin (öve öve bitiremedim bak) sağda-solda, orada-burada sürekli olarak dile getirdiği şeylerden bir tanesinin altını çizmek istiyorum sevgili okuyucular: LGBTİ camiasının birlik olması. Üstelik bunu sadece sosyo-politik ortamlarda değil, kafe-bar-club ortamlarında da devam ettirmesini savunur bu trans kadınımız (Her ne kadar Ak LGBTİ ile ilgili şu yazıma gereken ilgiyi göstermemiş olsa da :) )

İşte şimdiki mekan yorumum onun özelinde tüm LGBTİ bireylere: Kısa süre içinde İstanbul’da yeni bir mekan açıldı ve (aşağıdaki fotoğraftan da göreceğiniz üzere) ayrım yapmadan herkese hizmet veriyor.


Mekana gitmek oldukça kolay. İstiklal’de yürürken Demirören AVM’nin sağındaki sokaktan girin, düz ilerlediğinizde solunuzda göreceksiniz (Bazı Lambda partilerine ev sahipliği yapan The Mekan’ın giriş katı). Dikkat çekici bir tabelası ya da bayrağı henüz yok ancak girişe yerleştirilmiş kara tahtadaki işaretten doğru yere girdiğinize emin olabilirsiniz.

Cuma akşamı Şeker Oğlan'la yaptığım ziyarette, partileme için biraz erken zaman olduğundan nispeten tenha ve pub havasındaydı ancak vakit ilerledikçe masalar kenarlara çekildi ve insanlar dans etmeye başladı. İlerleyen saatlerde neler olduğuna dair bir fikrim (mekandan çıktığım için) yok. Bilen varsa yorum yazabilir ve bizi de mutlu edebilir.


Müzikleri pop-electro tarzındaydı diyebiliriz. Ama öyle clubber bir hava yoktu açıkçası. Ama Moloko’nun Time is Now’ının naif bir mixini ya da Rihanna’nın artık pek fazla duyamadığımız S&M’ini dinlemek ve dans etmek eğlenceliydi. Kısacası müzikler genel olarak ya orijinal ya da çok fazla değişiklik içermeyen bir mixiyle kulaklarımızı çınlattı. Öyle ki “zaman zaman keşke bu şarkının mixsiz halini çalsaydı” hayıflanmalarımıza ağrı kesici gibi geldi.

Ancak ilk girdiğimizde kulakları rahatsız edebilecek bir yapıya sahip müzik sesi (ses sistemi ile ilgili olabilir) daha sonra yapılan uyarıyla bir tık azaltıldı ve tadından yenmez oldu. Eğer ses sisteminden kaynaklı bir sıkıntı varsa çözülmesi hem mekanın hem de kulaklarımızın yararına olur. Yok, ses ayarı ayarlanmadıysa, o son bıraktığımız ayarda kalmasını temenni ederiz.

Temizlik açısından sıkıntı yok gibiydi ancak sifona bastığınızda akan kirli suyun temizlik için mi kirletmek için mi olduğunu tam kavrayamadık. Genel olarak İstanbul’un su problemleri ile uğraştığını biliyoruz. Şebeke kaynaklı değil de mekanın tesisatından kaynaklı bir durumsa, bu konuya eğilmek gerekiyor. Bu vesileyle yetkililere süslenmek isteriz.

İçki fiyatları hem girişteki kara tahtada hem de mekanın sosyal hesaplarından yayınlanan mesajlarda yer alıyor. Oralardan kontrol edebilirsiniz.

Son olarak “iyi ki geldin But XL” demek istiyor ve keyifle yazdığım bu postu noktalıyorum.

İyi eğlenceler.

NOT-1: But XL Bar haftanın sadece perşembe, cuma, cumartesi günleri açıkmış.

NOT-2: Her cuma ve cumartesi But XL’dan alacağınız kupon ile Cheeky Club’a %50 indirimli girebiliyorsunuz. Gece uzun olacaksa bardan kuponlarınızı almayı unutmayınız.

Twitter için @ButXLBar
Facebook için de But XL Bar

10 Ağustos 2014 Pazar

Düşünmemek, doğaya aykırıdır!

Ülkemizi sevmemiz öğretilmişti bize değil mi? “Yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir”lerden “Her şey vatan için”lere kadar bir dolu lafı ezbere, düşünmeden ve sorgulamadan söylediğimiz zamanlar oldukça fazla. Açıkçası hala, bazı konularda tartışırken bile bu güdüyü taşıdığımızı düşünüyorum. Hem de fazlasıyla.

Ancak son yılları düşündüğümüzde bazen o kadar bezgin hissediyorum ki anlatamam. Zaten pek yapmasam da artık hiç tvde haber izlemiyorum. İnternette yaşam-insan bölümlerini okuyamıyorum. Politik bölümler hep bildiğiniz gibi. Acaba biz de sadece spor sayfalarında mı gezinsek demeden geçemiyorum. Böyle böyle insan ülkesinden nefret edecek konuma geliyor maalesef. Çünkü gerçekten yaşama değer veren herkes o haberlerin içinde boğulabilir. Sanki mütemadiyen bir “çin işkencesi” yapılıyor da bizdeki bazı duygular yok ediliyor gibi. Ama her ne yapıyorlarsa bu konuda fazlasıyla başarılı olduklarını söyleyebilirim. Haklarını vermek gerek.

İşte bütün bu hengamede, bazen LGBT ile ilgili haberlerle de karşılaşıyoruz. Bilirsiniz, çoğunlukla pozitif niteliği olmayan şeyler. Mesela bu gece, en sakin halimle oturmuş, internette gezinirken şu haberle karşılaştım (başlığa tıklarsanız orijinal haber açılır):


Haberin özeti; 5 yıldır evli olduğu adamın eşcinsel ilişkileri olduğunu öğrenen kadının dava açması, kocasından boşanması ve 70 bin TL tazminat alması.


Maddi tazminat kısmı tartışmalara açık olsa da gayet normal değil mi? Aldatılan bir kadının kocasına olan güveninin sarsılması nedeniyle boşanmak istemesinden daha normal ne olabilir ki? Yalnız haberin son paragrafında mahkeme kararından şu alıntı yapılmış:

“…Koca bir evlilik birliğine yakışmayacak, insan doğasına asla uymayacak kutsal duygu ve inanışlarla tam tezat oluşturacak bir inanıştadır…”

Allah aşkına bu ülkenin hakimleri, savcıları tam olarak nerelerde bu mesleği öğreniyorlar da icraya başlıyorlar? Eğer ki memleketin üniversite eğitimi, ilkokul seviyesine indiyse ve bilim üreten yapılar örf-adet-ahlak çerçevesi içinde eğitim vermeye başladıysa amenna! Hiçbir şey söylemeden konuyu kapatabilirim. Lakin siz bilmem kaç yıl, bilmem kaç kitabı hatmederek üniversite bitirip bu mesleğe atandıysanız, bir miktar sorgulama ehliyetine sahip olmanızı bekleyelim bir zahmet!

Lütfen açıklar mısınız, “İnsan doğasına uymayan şey” tam olarak nedir? Aldatmak mı? Esasında tam da insan doğasında olan dürtülerden bir tanesi. Ama tartıştığımız şey bu değil.

Eğer insan doğasına uymayan, kutsal duygu ve inanışlarla tam tezat inanış eşcinsel ilişkiler yaşamaksa orada bir durmanız lazım. Yerinizde olsam mesleğimden istifa eder, diplomamı yırtıp çöpe atar, en baştan-ilkokuldan eğitimime tekrar başlar ve en nihayetinde “bilim-felsefe üzerine kurulu bir üniversite”de tekrar hukuk öğrenirim.

Şimdi buyurun siz düşünün… Eğer yapabiliyorsanız!

NOT: Son paragraflardaki ilgili tavsiye düşünme yetisine sahip olmadığını verdiği kararlarla açıkça gösteren hukukçulara yöneliktir.


NOT2: Bir eşcinsel türlü sebeplerle evlenmişse, yaşantısına sahip olamamasından, cesur davranamamasında ve daha bir dolu sebepten dolayı utanç içinde yaşayabilir. “Evlendim çünkü şöyle-böyle oldu” diye ileri sürdüğü sebeplerin çoğunluğunun geçerliliği yok maalesef. Neyse, bu başka bir postun tartışma konusu olsun…

7 Ağustos 2014 Perşembe

Ak ya da değil; LGBTİ LGBTİ'dir.


AKP mitingine gitmiyor olabilirsiniz ancak biraz internette dolanıyorsanız bir grubun mücadelesi dikkatinizi çekmiş olmalı: Ak LGBTİ.

Daha önce “Bir LGBT neden AKP’ye oy verir?” başlıkla yazımda bahsettiğim nedenlerden dolayı kendi içinde çelişkili duran bu grup, ötekilerin ötekisi olmuş durumda. Özellikle sosyal medyada hem dahil oldukları LGBTİ gruplarınca hem de kendilerini dahil ettikleri AKP çevreleri tarafından birçok olumsuz eleştiri ile karşılaşıyor. Zaman zaman “AKP diye bir sözcük yok…”, “Erdoğan’ın tek suçu kalbimizi çalmak…” gibi birçoğumuza anlamsız gelebilecek söylemleri üretseler de bu grubun desteklenmesi gerekmektedir.

Bugüne kadar Onur Yürüyüşlerimizle, Benim Çocuğum gibi filmlerimizle, derneklerimizle, panellerimizle, dergilerimizle, sosyal medya mesajlarımızla kendimizi ifade etmeye çalıştık. Ancak özellikle muhafazakar ve milliyetçi çevrelere kendimizi anlatmakta yeterli olamadık ve ülkemizin bu hakim kesimleri tarafından sürekli ötekileştirildik. Belki de bugüne kadar yapamadığımız şey, onlarla doğrudan temasa geçmemiş olmaktır. Ve şimdi Ak LGBTİ bu boşluğu doldurmak üzere girişimlerde bulunuyor. Üstelik birçoğumuzun yapmaya çekineceği biçimde.

Ak LGBTİ kendi içinde çelişkiler barındırıyor olabilir. Ancak önyargılarla mücadele eden LGBTİ’lerin de önyargılarından arınmasının zamanı gelmiştir. Sonuçta Ak ya da değil; LGBTİ LGBTİ'dir. Acımasızca ve hatta “taşlanacakları” gibi fikirlerle söylenip durmak yerine ortak olan hak arayışımız için -farklı yollardan da olsa- beraberce hareket edebilmelidir. Her saniye, ülkemin her köşesinde çıkmaza girene kadar yapılan siyaseti bir süreliğine (kendi aramızda) kenara bırakmalı ve ana temada neler yapılabileceğine dair fikirler/projeler üretmeliyiz. 
Çünkü Ak LGBTİ hem içinde bulunduğu “muhafazakar” topluma (Habervaktim’deki şu haberin yorumlarına bakabilirsiniz), hem de bu kesimin dışında kalanlara kendini anlatmaya çalışıyor. Gelin, bu grubun enerjisini harcamak yerine AKP içinde neleri başarabilecekler beraberce (destekleyerek) görelim.

Bu noktada Ak LGBTİ’ye düşen de sanırım AKP dahil her kesime eleştirel yaklaşabilmek ve “körü körüne bağlılık” denebilecek söylemler (“… önce madamlara, sonra adamlara soracağım…” gibi) üretmemek olmalıdır. Keza bu tip ifadelerin bugüne kadar hiç kimseye faydasının olmadığı değiştirilemez bir gerçektir.

NOT: Pazar günkü seçimde beni temsil eden bir adayın olmadığı fikrim sabitse de, Erdoğan'ın varlığımı yok saymaması için onun dışında kalan adaylardan birine (mecburen) oy vereceğim. Lütfen bu konudaki hassasiyetinizi korumaya devam ediniz ve oy vermeye gidiniz.

2 Ağustos 2014 Cumartesi

The Normal Heart

Bildiğiniz üzere zaman zaman konuk yazarlarımızla blog içeriğini çeşitlendirmeye ve benim sıkıcı anlatımımdan kurtarmaya çalışıyorum. Yakın arkadaşım izlediği filmi hem benim hem de sizler için yorumladı. Filmi fark etmemi sağladığı yetmezmiş gibi aşağıdaki yorumunu da bizimle paylaştığı için Ginger lakaplı arkadaşıma çok çok teşekkürler.


Bir Savaşı Kazanmak İçin Bir Savaş Başlatmalısın: 
The Normal Heart

Türkiye'de sadece televizyon için yapılan filmlerine pek alışkın olduğumuz söylenemez. Özellikle "birbirini normal bir kalple" seven iki adamın hikayesini asla tv kanallarımızda bir dizi olarak bile göremeyeceğiz. Hatırlarsınız bundan bir kaç yıl önce denemesi yapılmış ve sadece iki yetişkin erkek aynı yataktan kalkıyor diye tv kanalına büyük bir ceza kesilmişti.

Fakat Batı’daki durum takdir edersiniz ki böyle değil. Larry Kramer'in The Normal Heart'ı kitap olarak basıldıktan sonra önce tiyatroya uyarlandı, ardından da HBO kanalında American Horror Story, Nip Tuck ve Glee dizilerinin yönetmeni Ryan Murphy sayesinde bir TV filmine dönüştü. Üstüne üstlük bu sene düzenlenecek Emmy Ödül Törenleri'ne de 16 dalda adaylıkla damgasını vurdu.

Film 1981 yılında AIDS'in salgın olarak yayıldığı dönemden başlıyor. Önce onlarca, sonra yüzlerce ve ne yazık ki günümüze kadar milyonlarca kalbi beraberinde götüren AIDS, hikayenin başrolünde.

Ned Weeks de (Mark Ruffalo) bir şekilde AIDS virüsü kapmış olma endişesiyle muayene için Dr. Emma Brookner'a (Julia Roberts) başvurur. Çocuk felci yüzünden tekerlekli sandalyeye mahkum olan Brookner belki biraz da geçmişindeki ölümcül hastalığın kalıntıları yüzünden Ned Weeks'den bu virüsün duyulması ve gerekli önlemlerin alınması için yardım ister. Weeks, başta bu konuda çekimser kalsa da çevresindeki yakın arkadaşlarının tek tek AIDS'e yakalanıp ölmesi sonucu bir kampanya başlatmaya karar verir.

Görünümü yüzünden pek kendine güveni olmadığını düşünen Weeks New York Times gazetesinde yardımına başvurduğu yakışıklı ve karizmatik Felix Turner (Matt Bomer) ile sürpriz bir geçmişi olduğunu öğrendikten sonra olaylar, aşk, ölüm, korku, kızgınlık, kaderine terk edilmişlik eksenleri etrafında dönmeye başlar.

Bu arada bazen hak arama konusunda suçsuzken suçlu duruma düşüp kendine ve çevresindekilere de zararı dokunmaya başlayan kahramanımız bir el üstünde tutulup bir yerden yere vurulmasının da ani iniş çıkışlarını yaşayacaktır.

The Normal Heart'ı izlemeye başladığım andan itibaren çok etkilendiğimi söylemeliyim. İki saat boyunca sizi duygudan duyguya, düşünceden düşünceye sürükleyen bir gerçek hikaye söz konusu. Göz göre göre ölen binlerce kişi için üst makamlardan kimsenin kılını kıpırdatmaması sonucu oluşan, Amerikan Hükümeti'nin eşcinselleri öldürmek için böyle bir virüs yaymaya çalıştığı fikri; bir yandan etraftan yükselen homofobik çığlıklar ve ardı arkasına kesilmeyen ölümler sizi de bu kaosun ortasına sürüklüyor. Film içerisinde o kadar çok etkili sahne var ki her biri başlı başına ayrı birer film daha yaratabilecek türde.

Modellik yapan, dünyanın gözü üstünüzde birisiyken siyah bir çöp poşetine sarılı bu dünyadan sessiz sedasız ayrılabilirsiniz. Hayattaki tesadüfleri ve şansları görmezden gelip sevdiğiniz kişiyi çok geç bulmuş da olabilirsiniz. Ya da tanıştığınız birisi sonunda bu illet virüs yüzünden ölecek diye aşktan elinizi ayağınızı da çekebilir yalnızlığa gömülebilirsiniz. İşte Normal Heart'da başroldeki AIDS, filmdeki karakterlerle birlikte sizi de düşünceden düşünceye savuruyor. Buna rağmen bazen aşk teması da başrolü sık sık çalabiliyor.

Kadro olarak çok iyi bir performans görebilmeniz de filmi ayrı bir güzel kılıyor. Oyuncuları arasında Hollywood'da şimdiye kadar gay kimliğini açıklamış birçok tanınmış yıldızdan tutun Oscar ödüllü bir çok başarılı isim de The Normal Heart'a şimdiye kadarki en iyi rollerini sunmuşlar.

Ned Weeks karakterinin üstesinden başarıyla gelen Mark Ruffalo, gerektiğinde eşcinseller için onlardan daha fazla savaş veren idealist ama soğuk ve sert Dr. Emma Brookner rolünde Julia Roberts ve daha önce Grinin 50 Tonu filminin başrolünde oynaması için adına kampanyalar düzenlenen, filmin sonuna doğru tanımakta zorlanacağınız harika bir performansla Felix Turner rolünde Matt Bomer. Keza bu isimler şimdiden Emmy Ödülleri'nde en güçlü adaylar olarak gösteriliyorlar.

The Big Bang Theory'den Jim Persons, usta aktörler Joe Mantello ve Alfred Molina da diğer yardımcı dalda adaylar arasında. Yönetmen koltuğundaki Ryan Murphy ve yapımcılar arasındaki Brad Pitt'in de varlığını sayarsam sanırım nasıl güçlü bir işle karşı karşıya olduğunuzu izleyince siz de göreceksiniz.

Daha önce yine HBO tarafından TV filmi olarak uyarlanan ve ödüllere boğulan Angels In America'dan sonra yine uzun süre konuşulacağı tahmin edilen film hikayesiyle bir miktar da Milk filmini hatırlatsa da onu Milk'den ayıran en büyük özellik AIDS'in tehlikeli acımasızlığı.


Sonuç olarak kalp kalptir ve bu paylaşılan kalbin bir ucu erkekte bir ucu kadında da olsa veya her iki ucunu aynı cinsten eller de tutuyor olsa bu normaldir. Önemli olan gerçekten sevdiğiniz kişinin yanında ne şartlarda olursa olsun ayakta dimdik kalabilmenizdir. Bu film size en başta bunu gösterecek. Sonrasında da bilinen bir gerçek olan ama görmezden gelinen onlarca şeyi.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...