26 Eylül 2014 Cuma

Bir yastıkta kocayın

Bilmeyenler için “Türkiye'nin ilk eşcinsel düğünü İstanbul'da gerçekleşti” haberi burada.


Mutlu olun. Öyle mutlu olun ki şaşırsın o aile kurmanın yalnızca kadın-erkek arasında olacağına inananlar. İnandıkları, ön yargılı oldukları için pişmanlık içinde özürler dilesinler. “Oğlunuzu oğlumuza istemeye geldik” diyebilsinler.

Ellerinizi hiç bırakmayın. Bırakmayın ki eve kapanıp kalmamızı isteyen kem gözler görsünler sevginizi. “Aşk aşktır” lafı “aile de ailedir” diye devam etsin. Ahlaksız olanların bizler değil, sevgimiz değil; kendi zorba beyinleri olduğunu öğrensinler. İbreti alem olsun bu onlara.

Sımsıkı sarılın birbirinize. Öyle sıkı sarılın ki sizin dedikodularla, fitnelerle fesatlıklarla ayrılacağınızı düşünen gayler apışıp kalsınlar. Hayatlarını apış aralarına harcadıkları için kafalarını taşlara vursunlar. Geçip giden zamanda sizlere imrenip imrenip başlarını taşlara vursunlar. Örnek alsınlar sizi.

Bir yastıkta mutlu-mesut-hayallerinizin hep gerçek olduğu bir hayatta kocayın.

Darısı başımıza. Darısı resmi nikahlarımıza.

NOT: Resmi evlilik hakkını kazandığımız zaman toplu nikah yapabilmek ümidiyle :)

6 Eylül 2014 Cumartesi

The New Normal: #FamilyIsFamily & #LoveIsLove


*"Aile ailedir. Ve aşk aşktır!"


Geçtiğimiz hafta ilkini yaptığımız Turing Toplantılarında, iki arada bir derede, The New Normal isimli bir diziden bahsedildi. Adını daha önce duymadığım bu dizi için birkaç olumlu cümle duyunca uygun bir zamanımda diziyi izlemeye başladım ve az önce ilk sezonunu bitirdim. Bu aynı zamanda son sezonuydu çünkü NBC, diziye devam etmeme kararı almış. Şükür ki 22 bölüm çekmişler de hızlıca bitmiyor.

İnternette birazcık araştırdığınızda yapımcısından tutun da karakterlerin Glee’ye benzediğine kadar birçok olumsuz yorum bulunmakta. Ama bu yorumlarda (benzerlik olsa bile/bana sorarsanız yok) göz ardı edilen bir nokta bulunmakta: Dizinin eşcinsel temaya sahip olması. Dolayısıyla “looser” bir grup liselinin başarıya ulaşma hevesi ile  “eşcinsellerin” bir aileye sahip olabileceği mesajı arasında oldukça büyük bir fark var. Size aykırı gelebilir ancak çocuklardan uzak durmaya çalışan bir eşcinsel olarak ben bile şuan “babalık” fikri üzerine pozitif düşüncelere sahibim.

Konusu için kolaya kaçıyorum ve 22dakika.org’tan alıntı yapıyorum:

“Bryan ve David, gayet mutlu mesut yaşayan eşcinsel bir çifttir. Bir gün, Bryan’ın aklına, bir bebek sahibi olmak düşer. Bryan, biraz da olsa uğraşarak David’i bebek konusunda ikna etmeyi başarır; ama, büyük bir problem vardır. Biyolojik olarak bebek sahibi olamayan çiftimizin bir taşıyıcı anne bulması gerekmektedir. Bu uğurda pek çok eğlenceli olaylar atlatsalar da yolları en son, taşıyıcı annelik için gönüllü olan Goldie ile kesişir. Bundan sonrası tam da hikayemizin başladığı yer.”


Konuyu okuduğunuzda ve karakterlere baktığınızda, esasında toplumun (özellikle Türk toplumunun) ötekileştirilen kesimlerinin (eşcinseller, kadınlar vs) oldukça başarılı bir biçimde temsil edildiğini görebilirsiniz. Heteroseksüel dünyaya göre daha “normal” bir kişiliğe sahip David, eşcinsel oluşunun yanı sıra aynı zamanda bir doktor, izci, futbolsever/oynar ve koçluk yapar. Diğer karakterimiz Byran ise, daha çok eşcinsel deyince toplumun aklına gelen tiplerden; nispeten feminen, dizi yapımcılığı yapan, moda ve celebrity camiasıyla ilgili. İkisi de işlerinde başarılı ve güç sahibi. Dolayısıyla birilerinin onlara biçtiği rolleri canlandırmak yerine kendi hayatlarını yaşama şanslarına sahipler.

Eşcinsel çiftimizin baba olma isteklerine yardımcı olacak taşıyıcı annemiz Goldie ise hayatından çok da mutlu olmayan, küçük yaşta anne olmuş ve kocası tarafından aldatılan bir karakter. Bir yerde (ki bu dizinin ilk bölümü oluyor) buna bir “dur” demek istiyor ve küçük kızını da alıp sahip olduğu hayatından uzaklaşıyor.

Bana sorarsanız Goldie’nin çokbilmiş, her konuda fikir sahibi, özendiği karakterlere kolay uyum sağlayabilen ve zeki kızı Shania gelecek nesli; dik kafalı, her zaman doğruyu yaptığını düşünen, tutucu, geri kafalı Jane ise geçmişte bıraktığımızı umduğum nesli ifade ediyor. Ben kendim için Goldie gibi geçiş kuşağında mı, yoksa Shania gibi gelecek kuşakta mı yer alıyorum; pek kestiremiyorum.

Ve bir zamanların ötekisi ama yakın dönemin “normal”i, Byran’ın zenci ve başarılı olma heveslisi Rocky, oyunu kuralına göre oynamayı bilen bir kadın olarak karşımıza çıkıyor.

Tüm bu sosyo-politik zemini görünce tek derdi sosyal mesaj vermek olan bir dizi izleyeceğinizi düşünmeyin lütfen. Dizi bütün bunları eğlenceli ve komik bir şekilde size yansıtıyor. Size de biz Türkler’in bir türlü yapamadığı bir şeyi keyifle izlemek düşüyor: Güldürürken düşündürmek (Kimse bana Levent Kırca, Nejat Uygur vs demesin).


İyi seyirler.

2 Eylül 2014 Salı

Barcelona: Tatil & gaylife (3) / sauna & plaj

Bilenler bilir son birkaç yazıdır Barcelona’yı anlata anlata bitiremiyorum. Bilmeyenler içinse;


Kaldığımız yerden devam edelim ve artık bu serinin (en azından şimdilik) sonuna gelelim. Bu yazıdaki konumuz sulu alanlar :)

Saunalar:

Barcelona sauna hayatı genel olarak Pases isimli grubun elinde. Web sitelerinde de gösterildiği üzere 5-6 adet saunayı işletiyorlar. Bunun dışında bir-iki tane sauna daha olduğu bilgisini bir yerlerde gördüm diye hatırlıyorum. Oradaki alışkanlık daha çok cuma-cumartesileri bar çıkışı saunaya geçerek eğlenceye (!) devam etmek biçiminde; haberiniz olsun.

Pases’e ait iki adet saunayı denedim ve burada sizlere onları anlatacağım.


Sauna Casanova: Mekan anladığım kadarıyla nispeten eski mekanlardan. En altında jakuzi, buhar odası, saunası gibi bölümler var. Orta kısımda dolaplar ve üst katlara çıktıkça yer alan kabinlerden ibaret. Hafta sonları gecenin bitmesiyle beraber millet çoğunlukla buraya akın ediyor. Sanırım konumuyla ilgili. Giriş ücreti, gittiğiniz gün ve kaç kişi olduğunuza göre 15-19 € aralığında değişiyor. Temizlik açısından çok sorunlu değil. 

Biz haftasonu öğleden sonra gittiğimizde pek kimse yok gibiydi. Ancak gittiğimiz günün gecesi, bardan öğrendiğimiz bilgilerle sabahın kör vakti tekrar gittiğimizde kalabalıktan adım atılmadığını ve boş kabin bulmanın zorlaştığını fark ettik. Kabin kullanacak bir şey de yapmış sayılmayız da, neyse :)



Sauna Barcelona: Bana göre Casanova’ya göre daha yeni ve dolayısıyla daha temiz, daha geniş bir mekan. Bir kere jakuzisi havuz gibi :) Genel olarak gittiğimiz gündüz saatlerinde çok fazla kişi yoktu. Olanlar da daha çok sizin gibi canı sıkılıp gelen turistler :) Bar çıkışı olayı burada var mıdır, varsa nasıldır bilmiyorum. Ama gündüz gidecekseniz Casanova yerine buraya gitmenizi öneririm. Fiyatları benzer.


Pases grubu saunalarının tamamını görebileceğini web sitesi de burada. Her iki saunada da girişte terlik veriyorlar ama biraz titizseniz kendi terliğinizi getirebilirsiniz. Ayrıca girişlerde kondom vb malzemeleri almayı ihmal etmeyiniz. Zaman zaman yapılan etkinlikleri de Pases'in websitesinde görebilirsiniz.


Plajlar:

Açıkçası sağda-solda bir ton çıplaklar plajı vardı. Ama sanırım en çok bilineni Sitges’teki plaj olacak ki (Türkler) bize burayı söyledikler. Barcelona’dan trenle yaklaşık 40 dakikalık bir zaman diliminde ulaşabiliyorsunuz. Sonra sahildeki kiliseye sırtınızı verip yaklaşık 40 dakika yürüyorsunuz.



Rayların olduğu yerden yürürken çalıların arasında resimdeki tabelayı görebilirsiniz. Şezlong ve şemsiye isterseniz kiralayabilir, isterseniz havlunuzu atıp güneşlenebilirsiniz. Plaj kenarında çırılçıplak adamların etrafınızda döndüğüne şahit olabilirsiniz. Ben mayosuz güneşlenmem diyorsanız bir daha düşünün çünkü bildiğin “kezban” gibi kalıyorsunuz. Ayrıca çırılçıplak güneşlenmek de ayrı bir zevkmiş. Bilin istedim.

Bizim gittiğimiz dönem sezonu olmadığı için pek kalabalık değildi ve biz bütün gece önce clublarda, sonra saunalarda koşuşturup geldiğimiz için çırılçıplak uyuyakalmışız. O arada biri bir şey yaptıysa bilmiyoruz :) Siz ortamın nasıl olduğunu görmek isterseniz anahtar bir kaç kelimeyle google'a danışabilirsiniz.

Plajda serinleyenlerin tren raylarından geçip ormanın içine doğru gittiklerini ve gezindiklerini gördük. Ama ne yaptıklarını elbetteki bilemiyoruz J

Bu arada Sitges’in gay kasabası gibi bir şey olduğunu söylemişlerdi. El ele gezen bolca gay vardı burada. Temmuz-Ağustos ayları çok yoğun oluyormuş. Burada da gay clublar falan varmış ama bizim ziyaret edecek enerjimiz de, vaktimiz de yoktu.


Nihayetinde sona eren yazı dizimizden sonra oralara gidip “kezban” kalmamanız için bir nebze de olsa katkıda bulunabildiysem ne mutlu bana.

Hadi iyi eğlenceler.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...