27 Aralık 2014 Cumartesi

Can Bonomo ile Rocco'lu Ev Oturması Blogumda Canlı Yayınlanacak!

Her zaman genç, renkli, eğlenceli ve dinamik olanların tercihi Rocco’dan Can Bonomo hayranlarına büyük sürpriz! Ev konserleri konseptiyle, canlı olarak online yayınlanacak olan “Can Bonomo ile Rocco’lu Ev Oturması”, Can Bonomo hayranlarını müziğe doyuracak…

Sıcacık ev ortamında eğlence ve müzik dolu dakikalar sunacak olan Can Bonomo ile “Rocco’lu Ev Oturması” konserlerinin ilki 28 Aralık günü saat 20:30’da gerçekleşecek. Bu benzersiz konser serisine katılmak isteyen Can Bonomo hayranlarının tek yapması gereken ise Rocco’nun Twitter, Facebook, izlesene.com ve Vine hesaplarında gerçekleşecek yarışmaları kazanmak olacak.

Can Bonomo’nun, doğal ev ortamında gerçekleştirdiği ve canlı olarak benim blogumda da izleyebileceğiniz bu konserler için sizleri bol sürprizli ve eğlenceli yarışmalar bekliyor. Can Bonomo hayranları Facebook, Twitter, izlesene.com ve Vine kanallarından duyurumu yapılacak yarışmalara katılarak ev konserlerine katılma şansına sahip olacaklar.  Son konser ise yine bu yarışmaları kazanan bir talihlinin evinde gerçekleşecek. Rocco’nun renkli ve eğlenceli dünyası, gençlerin, yeni ve yaratıcı paylaşımlarıyla daha da renklenecek, Can Bonomo’yla ev oturmaları herkese keyif verecek. “Rocco’lu Ev Oturması” konserleri serisinde Can Bonomo’nun eşsiz performanslarına canlı tanıklık edemeyecek hayranları içinse tüm konserler Rocco’nun izlesene.comFacebook hesapları ve de benim blogum üzerinden online olarak canlı yayınlanacak.

28 Aralık Pazar günü saat 20:30’da aşağıdaki ekranda konseri canlı olarak izlemek için burada buluşalım!





Bir boomads advertorial içeriğidir.

23 Aralık 2014 Salı

Homofobik Kızılay'a: AIDS heteroseksüellere de bulaşabilir


Yıllar önce askerliğimi yazıcı olarak yapmıştım. Günlerden bir gün, komutanlarımdan biri henüz 1 yaşındaki bir bebek için kan arandığını söyledi; üstelik aranan kan grubu 0 rh (-). Karşılaşacağım özel durumdan habersiz, verebileceğimi söyledim ve hastaneye gittim.

Elime hemşire tarafından tutuşturulan formu doldurmaya başladığımda hiç beklemediğim bir soruyla karşılaştım:

Son 1 yıl içinde yabancı uyruklu biriyle ya da eşcinsel bir ilişkide bulundunuz mu?” (O dönem buna benzer bir cümleydi). Konu hakkında herhangi bir bilgim yoktu ve ben yardım edeyim derken, daha kötü sonuçlara sebep olmak istemediğim için “evet” cevabını işaretledim. Sanki erkek erkeğe ilişkiye girmiş olmakla bir hata yapmışım gibi hissettim ve hatamın sonuçlarından bir bebeğin etkilenmesini istemedim. Hemşire forma baktı ve sizden kan alamayız deyip beni geri gönderdi.

Askerlikten önce yurtdışı deneyimim olduğu için konu hakkında sorulan sorulara o minvalde yanıtlar verdim. Bebeğin durumu hakkında ise bir bilgi alamadım.

Bugün ise haberlerde, aşağıdaki videoda izleyebileceğiniz homofobiden bahsediliyordu.


Kızılay Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar’a göre özellikle AIDS açısından risk grubu oluşturuyormuşuz. Ayrıca AIDS eşcinsel ilişki yoluyla bulaşıyormuş! Programın sunucusunun kan vermek isteyen eşcinselin, bu durumu yazmazsa ne olacağı yönündeki sorusuna da “Yazmazsa yapacak hiçbir şeyimiz yok. O analizlerde çıkar. Eşcinsel diye kanında bir şey çıkacak diye (bir şey) yok” diye devam etmiş.

“Mademki ‘en modern’ cihazlarınızla yaptığınız analizlerinizde ‘risk’ diye bahsettiğiniz durumlar açıkça ortaya çıkıyor, neden insanlara bu tip sorular soruyorsunuz?” diye devam edebilirdi söyleşiyi yapan kişi. “Çünkü AIDS sizin zannettiğiniz gibi eşcinsel hastalığı değil. Heteroseksüeller arası gerçekleşen cinsel ilişkilerde de HIV bulaşabiliyor; farkında mısınız?” diye üsteleyebilirdi mesela. Hatta “Eski Türk filmlerinden etkilenip, eşcinselliğin kan yolu ile bulaşabileceğini mi düşünüyorsunuz?” diyerek bir adım daha da ileriye gidebilirdi tabi. Elbette sunucumuz da homofobik söylemlerde başarılı olduğu için bunları yapmamış ama biz buradan bu soruları sormadan geçemiyoruz.

Hazır sormuşken, sorduklarımızı yanıtlamayı da görev biliyoruz. Homofobik olduğunuz için ve/veya eşcinselleri fişlemeyi görev bildiğiniz için bu soruları sormayı işten sayıyor olabilirsiniz mesela. AIDS’in eşcinsel hastalığı olduğunu, heteroseksüellere bulaşmadığını düşünüyor da olabilirsiniz sanırız. Hatta o da bir şey mi, eşcinselliğin bir hastalık olduğu üzerine de düşünceleriniz olabilir gibi geliyor. Eğer bunlar varsa zihninizde, maalesef bunların tümünde yanlışsınız demek boynumuzun borcu. Bahsettiğiniz bilimsel gerçekler üzerinden konuşuyoruz biz de; köhne fikirler üzerinden değil.

Ayrıca homofobik sunucunun "Normal bir kan eşcinsele oluyor mu hocam?" şeklindeki homofobik sorusuna kan veremediğimizi ama kan alabildiğimizi söyleyen Akar’a “teşekkür” de etmek istiyoruz. Bahşettiler ki kana ihtiyacımız olduğunda kendilerinden alabiliyoruz. Sanki diğerleri gibi biz vatandaşları değiliz, vergimiz ödemiyoruz ve vatandaşlık hizmetlerini alamıyoruz da, Kızılay bu konuda insani olarak bizlere özel uygulama yapıyorlar. Sağolsunlar.

Ancak bilmenizi isteriz ki o çok ihtiyacını duyduğunuz kan bağışlarına biz eşcinseller de katkıda bulunabiliriz. Bu bizim görevimiz. Sözünü ettiğiniz riskleri tespit etmek de sizin göreviniz. Yukarıda bahsettiğim yaşam deneyimimdeki gibi durumlarda bana/bize yaşattığınız şokları yaşamak istemiyoruz. Ve daha önemlisi o bebek gibi ihtiyacı olanlara yardımcı olabilmek istiyoruz.


NOT: “Bilkent Renkli Düşün!” organizatörlüğünde başlatılan ".@TurkKizilayi Kan Bağışçısı Sorgulama Formunda yer alan homofobik yasağı kaldır” başlıklı kampanyaya buradan ulaşabilir ve destek olabilirsiniz. Çünkü Akar, bu konuda bir tepkiyle karşılaşmadıklarını videoda göreceğiniz üzere “rahatlıkla” söylüyor. 

14 Aralık 2014 Pazar

Ferzan Özpetek (2): Cahil Periler

Aylar önce açılmış bir Ferzan Özpetek dosyamız vardı. Hamam filmi ile başlamıştık. Aradan geçen uzun zaman sonrasında Cahil Periler’i (Le Fate Ignoranti) tekrardan izleyebildim ve şimdi de sizler için bloglayabiliyorum.

Öncelikle filmin isminin Belçikalı ressam Rene Magritte'in Cahil Peri tablosundan geldiğini söylemek gerek. İzledikten sonra filmin adını tekrar düşünmeden edemedim. Her birimiz, birbirimizden o kadar habersiz, birbirimizin hislerine-düşüncelerine o kadar cahil kalıyoruz ve o kadar bencilce hareket ediyoruz ki; öteki yaşamlara dönüp baktığımızda şaşırmadan edemiyoruz. 

Sanırım öteki yaşamlar arasında en çok yabancılık duyulan ya da en çok bencilce yaklaşılan bizimkisi: LGBT'ler. Belki de filmin ana karakteri Antonia gibi, izleyen herkesin bu hayatları farketmesini istemiş olacak ki Ferzan Özpetek, daha önceki filmleri Hamam ve Harem Suare’ye kıyasla eşcinselliği daha ön planda tutmuş bu filmde. Konusunu alıntılayarak özetlemek gerekirse;

“Antonia ve Massimo, Roma yakınlarındaki bir sayfiyede normal hayat süren 15 yıllık evli bir çifttir. Massimo bir araba kazası sonucu hayatını kaybeder. Antonia'nın annesi Massimo'nun ofisindeki eşyaları toparlar ve Antonia'nın evine getirir. Ofisten gelen bir tablo Antonia'ya kocasının hayattayken onu aldattığını düşündürür ve bunu araştırmaya başlar. Öğrendikleri bir anda hayatını değiştirir.” (Vikipedia.com)

2001 yapımı olan bu film İtalyan başrol oyuncuları Margherita Buy (Antonia), Stefano Accorsi (Michele)’nin yanı sıra Serra Yılmaz ve Koray Candemir’i de kadrosunda bulunduruyor.  Ayrıca bilmenizi isterim ki Cahil Periler, yıllar yıllar önce-ilk izlediğim zamanlarda En güzel gay filmlerinden biri seçilmişti dünya çapında. 

Filmin görüntüleri de, diyalogları da oldukça sade yapıya sahip. Ancak içerdiği küçük küçük kesitlerle verdiği alt metinlerde kendinize birçok soru sorabilirsiniz. Film daha başlarken Yasemin Sannino’nun sessinden duyacağınız ve tek cümlelik söze sahip şarkı bile kafanızı kurcalayabilir: “Beklemeden, birdenbire yağmur yağar”. Yağmurun sizin için bereket mi yoksa felaket mi olacağı size kalmış.

Esasında film hakkında bazı bilgiler toplamak için internette gezinirken; bir saattir burada yapmaya çalıştığım şeyi birisinin bir paragrafta ne de güzel anlattığını itiraf etmem gerek. Biraz kıskanmadım değil.  O nedenle sözümü burada noktalıyor ve o paragrafı alıntılayarak kolaya kaçıyorum.

Bazen yaşam göründüğünden çok farklıdır. Sırlar taşır içinde. İnsanın hayatını alt üst edebilecek, kurduğu o muhteşem düzeni bir anda gün yüzüne çıkarabilecek tek bir şey yeter böyle durumlarda. Ölüm çoğu zaman sırlarınla gömülmek değildir aslında, ölüm o sırların başkalarının eline geçip belki de onlarda hayat bulmasıdır. Er ya da geç öğrendiğin o muhteşem sırra sahip çıkmak, saygı duymak ve dahil olmak. Ve aşkın her zaman bir kadın ile erkek arasında olmadığına derinden ama saygıyla tanık olunmasına neden olan Ferzan Özpetek filmidir.” (uludagsozluk.com)


Soğuk kış günlerinde içinizi ısıtması dileklerime :) iyi seyirler.

9 Aralık 2014 Salı

Sonra... Susarsınız...

Bazen, yarım kalır cümleleriniz. Arada yutkunur, söylemek isteseniz de söyleyemezsiniz. Gözleriniz, dudaklarınız ve hatta omuzlarınız aşağı doğru kıvrılır. Haykırmak gelse de içinizden susarsınız. Oysa söylenecek o kadar çok şey vardır ki. Susarsınız.

Ve bazen… Yarım kalır yine anlatmak istedikleriniz. Siz ağzınızı açmışken kulakların tamamen kapatıldığına şahit olursunuz; çabalarken umursanmadığınıza. Ah bi dinletebilseniz, neler neler diyeceksiniz ama sonra vazgeçersiniz. Ve susarsınız.

Bazen de yarım kalır hayalleriniz. Beraber uyumayı ve uyanmayı, beraber yaşamayı ve belki de yaşlanmayı düşlersiniz. El ele izlediğiniz bir filmdeki gibi mutlu son beklersiniz. Ama beceremezsiniz. Beceriksizmiş gibi hissedersiniz. Göğsünüz sızlar ve susarsınız.

“Bana en ufak kavgada kaybolacak adam lazım değil…” dersiniz ve cümlenin devamını getiremezsiniz. Çünkü o çoktan kaybolmuştur. Siz yine susmayı yeğlersiniz.

Ve bir daha hiç konuşmak istemezsiniz.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...