24 Ocak 2015 Cumartesi

Feminen olmak ya da olmamak!


“Kendin pişir kendin ye” mantalitesi içinde hazırlayıp yanıtladığım Homofobi/Transfobi mim’i üzerinden çıkarımlar yapmaya devam ediyoruz. Daha önce yaptığımız çıkarım için “Ya sizin çocuğunuz gay olsaydı?” başlığı altındaki yazıyı okuyabilirsiniz.

Şimdi mim’deki bir diğer bir sorumuz olan “Bir LGBTİ tarafından homofobi/transfobi yapılabilir mi?”ye verilen yanıtlara yoğunlaşmak istiyorum.

Ne kadar enteresandır ki mim’e katılan blogger’ların çoğu (bana kalırsa geneli yansıtacak şekilde) “Elbette” şeklinde cevaplamış bu soruyu. Bu gerçekten içinde bulunulan toplumu düşündüğümüzde oldukça “acınası” bir halde olduğumuzun göstergelerinden biri.

En çok bahsedilen örneklendirme ise “feminen gayler”di. Az ya da çok genel olarak bütün erkek eşcinsellerde efemine davranışlar görmek mümkün bana kalırsa. Ancak “aşırı” derecede bu özelliğe sahip erkeklerin hem heteroseksüel hem de şaşırtıcı biçimde LGBTİ camiasınca –fobiye maruz kaldığı aşikar.

Enteresandır ki bizimki gibi toplumlarda (kendini kabullenememiş kişilerce) daha çok arzulanan, aynı zamanda bir o kadar da dışlanan kişilerdir feminenler. Kendini kabullenmiş ve bazı eşcinsel kültüre ait ögeleri yaşayan-yaşatan kişilerin çoğu ise, saygı duymak bir yana bir eşcinsel olarak homofobiyi de yadırgamadan yaşatırlar.

Cinsel vb anlamda hoşlanıp hoşlanmama konusunu bir tarafa bırakalım. Esasında hayatlarını bu –fobik toplumda rol yapmadan, içlerinden geldiği gibi yaşayabildikleri ve baskıya rağmen özgür kalabildikleri için saygı duymak gerekir. Hatta homofobik bir toplum içinde özgürlük adına bir şeyler yapmaya çalışıyorsak, bu konuya en çok katkı sağlayan kişilerin de feminen eşcinseller olduğunu unutmamalı. Bana sorarsanız aramızdaki en aktivist kişiler feminenler.

“Kötü gösteriyorlar” diyenleri duyar gibi oldum birden. Burada kötü olan feminen davranışlar sergilemek değil; toplumun bu çeşitliliği görmemesi/bilmemesi, nefret söylemleri türetmesidir. Onlar –öyle ya da böyle- eşcinsellerin var olduğunu sere serpe gösterebiliyorken, siz maskülen gaylerin olduğunu da ifşa edebiliyor musunuz? Durup bir nefes almak ve biraz düşünmek gerekiyor bu durumu.  

Hele ki bizimki gibi toplumlarda, LGBTİ bireyler olarak hepimiz heteroseksüel insanlara göre daha çok risk ile hayatımızı yaşıyoruz; nefrete karşı savaşıyoruz. Bu şartlar altında maskülen tipteki gaylere nazaran efemine gaylerin bu riskleri kat be kat daha fazla taşıdığının da farkında olmalıyız. Kendi içimizde ötelemek yerine, kabullenmeye başlamanın zamanı geldi de geçiyor bile.

Umarım o farkındalık önce homofobik LGBTİ’lerde, sonra da toplumun diğer kesimlerinde çok geçmeden kendini gösterir.

Feminen bir GAY isen, herkes taciz etmekte haklı” başlıklı şuradaki yazıdan alıntı:

“…İyice delirdim ve ‘DEFOLLLL, GAY’im diye önüme gelenle yatacak değilim ya!’ diyerek bağıra bağıra yürüdüm. Bütün mahalle duydu ve anneme yetiştirdi. Annem de sağolsun beni haksız buldu. ‘Ben sana doğru düzgün giyin, doğru düzgün konuş, yürü, davran demedim mi?’ dedi. Kısacası feminen bir GAY birey ne yolda yürüyebiliyor ne de insan gibi yaşayabiliyor!!!”

Okuduğunu anlama:

Yukarıda örnek olarak verilen başlık ve alıntıdaki aktivist yönü açıklayınız.

17 Ocak 2015 Cumartesi

Ya sizin çocuğunuz gay olsaydı?


Her geçen gün aşağılanan, baskılanan, fiziksel/psikolojik şiddete maruz kalan, gasp edilen, yaralanan ya da öldürülen LGBTİ birey haberlerine maruz kalıyor; üzülüyor, sinirleniyoruz. Daha dün IŞİD ismiyle anılan, din adı altına terör estiren canilerin sırf eşcinseller diye iki kişiyi, şov olsun diye metrelerce yüksekten aşağı “attıkları” haberini okuduk. Biz bunu hak etmiyoruz. Kimse hak etmiyor.

Bu düşüncelerle, kendimize ayna tutabilmek ve ortak bir algıda buluşabilmek adına MİM: Homofobi / Transfobi başlığı altında görebileceğiniz bir mim hazırlamış ve bunu dolaşıma sokmuştum (Sorulara bifobiyi dahil etmediğim için üzgün olduğumu eklemek isterim, çünkü #biseksüellerdevardır). Bildiğim bazı bloggerların yanı sıra öncesinde bihaber olduğum bazı bloggerlara da bu sayede ulaştım ve hemen hepsinin kendine has ve samimi yorumlarını okudum. Öncelikle mimi yanıtlayan herkese teşekkür ediyorum. Yanıtlar geldikçe karmaşıklaşan ve takip etmemi zorlaştıran, dolayısıyla fark edemediğim mimler varsa da affınıza sığınıyorum. Olabildiğince takip etmeye ve yorumlamaya çalıştım keza (twitter/mail vs üzerinden bana ulaştıran olursa okuyamadığım mimleri de okumak isterim).

MİM’in ilk ve temel sorusu “Hiç homofobiye/transfobiye uğradınız mı?”ya verilen cevaplar ayrıca dikkatimi çekti. Kendim de dahil olmak birçok kişi okul zamanlarında, özellikle yaşıtları tarafından maruz kaldığı –fobiden bahsetmiş.

“Göster oğlum pipini amcanlara” ile başlayan süreç, benliğimizin adım adım kendisini göstermeye başlamasıyla yerini aşağılanma/dışlanmalara bırakıyor. Bu ne kadar köhne, ne kadar bağnaz bir insanlıktır ki küçücük çocukları, onlar için dünyanın sonu olabilecek “acılarla” tek başına mücadele etmeye izin verebiliyor.

Oyuncak silahları ya da arabaları sevmeyebiliriz. Futbolu eğlenceli bulmayabiliriz. Ama toplum farklılığı hemen fark ediyor. Onlar bunu çoğu zaman duyabileceğimiz şekilde ifade etmese de, onların –arkadaşımız olması gereken- çocukları “öğrendikleri” ile arkamızdan bağırıyor: “Top, homo, yumuşak, ılık!”

Çoğumuz aksini göstermek için çabaladık, çabalıyoruz. Çünkü bize de öğretilen homo olmanın kötü olduğu. En iyi oyuncuların çoğunlukla LGBTİ’lerden neden çıktığını siz bilmezsiniz ama işte o minicik dönemlerden itibaren rol kesmeye başlıyoruz biz. Siz hakkımızda alaycı konuşmalar yaparken biz “neden böyle” diye kendi kendimizi kemire kemire hayata tutunmaya çalışıyoruz. Ergenliğimizi anlatmak bile istemiyorum. Özetle sayenizde tam bir cehennem.

Oysa kabullenseniz keşke bazı çocukların sizin prototipinizden farklı olabileceğini… Bazılarının futboldan, oyuncak silahlardan ya da arabalardan hoşlanmayabileceğini… Bazılarının erkek gibi kız olabileceğini. Bazılarının kendisini pipisine rağmen kız gibi hissettiğini ve bazılarının da barbie bebekleriyle evcilik yerine değişik oyunlar türetebileceğini. O çocukların, çocukluklarını zehir etmeseniz güzel olmaz mı? Hangi kutsal kitabınızda yazıyor bu ya da hangi ahlaki değerlerinize sığıyor. Ya sizin çocuğunuz olsaydı, o zaman ne yapardınız? Çok yazık.
 
Bu yazıyı okuyan anne-babalar varsa ve eğer çocuklarında bir “ibnelik” seziyorlarsa son sözlerim onlara: Bırakın öyle kalsın, elalemi değil çocuğunuzu sahiplenin. Ona verdiğiniz destek daha fazla olsun. Kız gibi-erkek gibi olmasının sorun olmadığını anlatın. Çünkü siz heteroseksüel çocuk sahibi olmak zorunda değilsiniz. Çocuğunuzun heteroseksüel olmak zorunda olmadığı gibi. Ve lütfen “Benim Çocuğum” filmini bulup izleyin.  


Her çocuğun mutlu bir çocukluk yaşabilmesi ümidiyle…

NOT: Başlık özetlemek ve bilinirlik açısından "gay" olarak yazılmıştır. Ayrıca gay blogu olduğu için içerik de gay ağırlıklıdır :)

2 Ocak 2015 Cuma

Bir Tırtılın Değişim Günlüğü?


2010 yılının Ekim ayında hangi hislerle başladı bu blog şuan tam hatırlayamıyorum. Ama bu blogu açma nedenim hafızamda oldukça net: “Özetlemek gerekirse bir tırtılın aynada baktığı mutsuz yüz ifadesinden yola çıkarak kendi kozasında kelebeğe dönüşürken aldığı notları okumak isterseniz...

Takvimler artık 2015’i gösterirken şöyle bir göz gezdirdiğimde bireyselden genele giden bir yol almış blog. “Bir”den öte “bütün” için fikirlerimi beyan etmişim çoğunlukla. Ancak kendi bireysel mutluluğum ve o dönemki amaçlarımı düşündüğümde çok fazla bir ilerleme kaydedemediğim aşikar.

Sigarayı bırakmak istiyordum. Ama geçen yaklaşık 4 yıl sonrasında bazı denemelerim olsa da hala sigara içiyorum.

Kariyer olarak daha iyi ve refah düzeyimin artacağı bir seviyeye ulaşmak istiyordum. Kariyer meraklısı olmasam ve geçen zaman içerisinde bazı dişe dokunur gelişmeler olsa da pek ilerlemiş sayılmam. Bazıları benden ve bazıları da benim dışımdaki nedenlerden dolayı.

Misal hem sağlığım hem de kendi göz estetiğim açısından kilo almak ve bunu da sporla yapmak istiyordum. Üyeliklerim olmasına rağmen çok düzenli spor yapmayışım ve beslenmeme pek de dikkat etmeyişimden kaynaklı bunu da istediğim düzeyde gerçekleştirmiş değilim.

Bunların dışında başka bazı arzularım da var kendime ve hayata dair. Ama hayatı ertelemeyi sevmediğini söyleyen birinden bugünlere nasıl geldiğimin çok da farkında değilim.  

O rüzgarlı ve ne yağdığı belli olmayan bir İstanbul gecesinde, yeni yılın gelişini “kutlarken” izlediğim Bridget Jones Günlüğü filminden esinlenmek gerekirse geçen yıllar sonrasında kısaca;

Sigara: günde 1 paket içilmeye devam ediliyor.
Kilo: 7 kilo alınmış ama daha yolun yarısında bile değiliz.
Kariyer: 4 tane başarısız deneme
Aşk: Birkaç tane başarısız girişim. Birinde ahmakça aldatma vakası yaşandı.
Flört: Birkaç taneden biraz daha fazlası
Seks: Scoreboard’um olsaydı göreceğiniz rakamın kaç haneli olacağını bile söylemek istemiyorum.
Ulaşılan hedef: 0

Hal böyleyken ve takvimler 2015’i gösterirken sanırım biraz daha “öz”e dönmem gerekecek. Öyle ki tırtılın sanırım kozasını örme zamanı geldi.


Yazılarımı okuyan, yorumlayan, benimle hayata dair bir şeyler paylaşan herkese teşekkürler.  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...