17 Ocak 2015 Cumartesi

Ya sizin çocuğunuz gay olsaydı?


Her geçen gün aşağılanan, baskılanan, fiziksel/psikolojik şiddete maruz kalan, gasp edilen, yaralanan ya da öldürülen LGBTİ birey haberlerine maruz kalıyor; üzülüyor, sinirleniyoruz. Daha dün IŞİD ismiyle anılan, din adı altına terör estiren canilerin sırf eşcinseller diye iki kişiyi, şov olsun diye metrelerce yüksekten aşağı “attıkları” haberini okuduk. Biz bunu hak etmiyoruz. Kimse hak etmiyor.

Bu düşüncelerle, kendimize ayna tutabilmek ve ortak bir algıda buluşabilmek adına MİM: Homofobi / Transfobi başlığı altında görebileceğiniz bir mim hazırlamış ve bunu dolaşıma sokmuştum (Sorulara bifobiyi dahil etmediğim için üzgün olduğumu eklemek isterim, çünkü #biseksüellerdevardır). Bildiğim bazı bloggerların yanı sıra öncesinde bihaber olduğum bazı bloggerlara da bu sayede ulaştım ve hemen hepsinin kendine has ve samimi yorumlarını okudum. Öncelikle mimi yanıtlayan herkese teşekkür ediyorum. Yanıtlar geldikçe karmaşıklaşan ve takip etmemi zorlaştıran, dolayısıyla fark edemediğim mimler varsa da affınıza sığınıyorum. Olabildiğince takip etmeye ve yorumlamaya çalıştım keza (twitter/mail vs üzerinden bana ulaştıran olursa okuyamadığım mimleri de okumak isterim).

MİM’in ilk ve temel sorusu “Hiç homofobiye/transfobiye uğradınız mı?”ya verilen cevaplar ayrıca dikkatimi çekti. Kendim de dahil olmak birçok kişi okul zamanlarında, özellikle yaşıtları tarafından maruz kaldığı –fobiden bahsetmiş.

“Göster oğlum pipini amcanlara” ile başlayan süreç, benliğimizin adım adım kendisini göstermeye başlamasıyla yerini aşağılanma/dışlanmalara bırakıyor. Bu ne kadar köhne, ne kadar bağnaz bir insanlıktır ki küçücük çocukları, onlar için dünyanın sonu olabilecek “acılarla” tek başına mücadele etmeye izin verebiliyor.

Oyuncak silahları ya da arabaları sevmeyebiliriz. Futbolu eğlenceli bulmayabiliriz. Ama toplum farklılığı hemen fark ediyor. Onlar bunu çoğu zaman duyabileceğimiz şekilde ifade etmese de, onların –arkadaşımız olması gereken- çocukları “öğrendikleri” ile arkamızdan bağırıyor: “Top, homo, yumuşak, ılık!”

Çoğumuz aksini göstermek için çabaladık, çabalıyoruz. Çünkü bize de öğretilen homo olmanın kötü olduğu. En iyi oyuncuların çoğunlukla LGBTİ’lerden neden çıktığını siz bilmezsiniz ama işte o minicik dönemlerden itibaren rol kesmeye başlıyoruz biz. Siz hakkımızda alaycı konuşmalar yaparken biz “neden böyle” diye kendi kendimizi kemire kemire hayata tutunmaya çalışıyoruz. Ergenliğimizi anlatmak bile istemiyorum. Özetle sayenizde tam bir cehennem.

Oysa kabullenseniz keşke bazı çocukların sizin prototipinizden farklı olabileceğini… Bazılarının futboldan, oyuncak silahlardan ya da arabalardan hoşlanmayabileceğini… Bazılarının erkek gibi kız olabileceğini. Bazılarının kendisini pipisine rağmen kız gibi hissettiğini ve bazılarının da barbie bebekleriyle evcilik yerine değişik oyunlar türetebileceğini. O çocukların, çocukluklarını zehir etmeseniz güzel olmaz mı? Hangi kutsal kitabınızda yazıyor bu ya da hangi ahlaki değerlerinize sığıyor. Ya sizin çocuğunuz olsaydı, o zaman ne yapardınız? Çok yazık.
 
Bu yazıyı okuyan anne-babalar varsa ve eğer çocuklarında bir “ibnelik” seziyorlarsa son sözlerim onlara: Bırakın öyle kalsın, elalemi değil çocuğunuzu sahiplenin. Ona verdiğiniz destek daha fazla olsun. Kız gibi-erkek gibi olmasının sorun olmadığını anlatın. Çünkü siz heteroseksüel çocuk sahibi olmak zorunda değilsiniz. Çocuğunuzun heteroseksüel olmak zorunda olmadığı gibi. Ve lütfen “Benim Çocuğum” filmini bulup izleyin.  


Her çocuğun mutlu bir çocukluk yaşabilmesi ümidiyle…

NOT: Başlık özetlemek ve bilinirlik açısından "gay" olarak yazılmıştır. Ayrıca gay blogu olduğu için içerik de gay ağırlıklıdır :)

5 yorum:

  1. Uğra demiştin uğradım bile :)) ve yazını baya hızlı yazmışsın -tıpkı benim mimlenir mimlenmez hemen yazdığım gibi.

    Oyunculuk konusuna gelirsek lise 1'de "ibne" denilmemek için "abaza"yı, daha sonra ise söylenen hakaretlere karşı kayıtsız kalmak adına "saf"ı oynamak zorunda kalmıştım. :)) ancak üniversiteye geçtiğimde yeniden kendim olabilmiştim, tabii onun da belli gizlilik sınırları yok değil. O yüzden güzel bir noktaya parmak basmışsın. :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşgeldin :) Çocukluğumuzdan itibaren mücadele vermeye zorlanmak gerçekten kötü. Postta koyduğum ilk fotoğraftaki çocuk gibi olmak yerine ikinci fotoğraftaki çocuk kadar rahat olabilmeyi isterdim. Sanırım çoğumuz bu rahatlığı isterdi. Bizim için neyse ki geçti o dönemler. Ancak bu çile zamanımız çocukları için hala devam ediyor :(

      Sil
    2. Aynen ya ne kadar tatlı ama değil mi :D o fotoğrafı gördüğümde aklıma -Tiffany'den de etkilenerek- ben de varım geydir adım diyesi geliyor insanın. :D

      Tekrar not düşelim o halde: Farklı olmak zenginliktir kusur değil, çocuklarınızı sevin!

      Sil
  2. Okurken hep şu söz aklıma geldi: Bazı şeyleri değiştiremezsiniz, ne kadar çaba harcarsanız harcayın, yapabileceğiniz tek şey olduğu gibi kabul etmektir, ama siz kabul etmenin zayıflık olduğunu düşünürsünüz. Aslında en büyük güç olduğu gibi kabul etmektir, aslında zeka da şöyle tanımlanmalıdır; neyi değiştirebileceğini, neyi de değiştiremeyeceğini anlayabilme yetisi...

    aslında bir anımdan bahsedecektim yorumda ama yazı gibi yorum girmek istemiyorum. bu yorumumla başlayan bir yazı yazayım en iyisi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaz bakalım, benim de merakım geçsin; bekliyorum bak :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...