15 Şubat 2015 Pazar

Yeşilçam’ın “Öteki”leri (2): Dönersen Islık Çal



Bazılarının varlıklarını bilmeme ve bölük pörçük olsa da izlemiş olmama rağmen Yeşilçam serisini yazmaya çok yeni bir başlangıç yapmışken bir şey fark ettim. Yeşilçam, bildiğimiz ve gördüklerimizin ötesinde güzel filmler de yapmış. Ancak nedendir bilinmez, hiç vazgeçmemecesine magazin odaklı olmaya devam eden basınımız sanata hak ettiği özeni göstermekten çoğunlukla imtina etmiş, ediyor. Recep İvedik serisinin gişe rekorları kırdığı ve yıllar yılı tv dünyasının prime time kotarıcısı olduğu bir basından bahsediyorum işte. Neyse ki gelecek nesiller tv’nin sunduğundan çok daha fazlasına ulaşabilir durumda.

 “Dönersen Islık Çal” filmini izledikten sonra düşündüklerim arasında yer alan cümlelerdi yukarıda okuduklarınız. 1992 yılında, Orhan Oğuz yönetmenliğinde çekilen film bir trans ile bir cücenin dostluklarını konu edinmiş. Trans rolünde çoğunuzun tanıdığı Fikret Kuşkan varken, cüce rolünü de Mevlüt Demiryay canlandırmış. Filmin bir diğer dikkat çekici oyuncusu da fahişe rolüyle Derya Alabora’dır hiç kuşkusuz.

“İstanbul'un en görkemli mevkilerinden biridir Beyoğlu, İstiklal Caddesi... Ancak gece olup ışıklar sönmeye başladığında bin türlü pislik belirir bu karanlık sokaklarda... Toplumdan dışlanmış, ötekileştirilmiş insanların dramı işte böyle anlarda yoğunlaşır. İşte doğuştan kaybedenlerden biri de kirli bir barda barmenlik yapan bir 'cüce'dir. Cücenin yolu bir gün bir fahişelik yaparak geçinen bir travestiyle kesiştiğinde bu iki dışlanmış, iki istenmeyen insan arasında kadere ve hayata meydan okuyan bir dostluk başlar. Bu dostluk kendilerini öteleyen topluma karşı yapılmış bir başkaldırı niteliğindedir.” (BeyazPerde.com)

''Yürü lan gidiyoruz! Hep gece yürüyecek değiliz ya! Biraz da güneşe doğru yürüyelim!''

Her şeyden öte konusu ve karakterleri itibariyle şahane bir film Dönersen Islık Çal. Kara film niteliğinde. Eğer ki olaylar silsilesi ya da salt duygulara hitap eden bir “acı” hengamesi bekliyorsanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Ancak küçük küçük işlenmiş ayrıntılar üzerine kafa yorarsanız, filmin anlatmaya çalıştığı dramanın farkındalığına ulaşabilirsiniz. Ve işte o anlarda, ağlamak istiyorsanız, gönül rahatlığıyla ağlayabilirsiniz.

“Tanırım tabi! İnsan dostunu kokusundan, bakışından, sökülmesinden tanır. Hem sen dönersen ıslık çalarsın. İşte o zaman tanırım seni.”

“karanlık ve can acıtan, hüzünlü ve umutsuz; ama ruha dokunan film.
"ötekilerin", bir travesti ve cücenin; dışlandıklari, korktuklari, mutsuz olduklari için gece yaşayan, yaşayabilen iki insanın kısa süren hikayesi. belki bu yüzden tüm sahneler karanlıktı, belki bu yüzden tüm şehir bana bakacak diye içiyordu. top oynayarak boy uzatmak kadar uzak bir ihtimaldi zaten mutlu olmaları. tıpkı yitip gidenin, bir gün geri dönüp ıslık çalma ihtimali gibi.” (AyiSozluk.com)


İyi seyirler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...